Çok Yakında

Zamanı öldürmek

Şubat 20th, 2017 | by Nerkiz Şahin
Zamanı öldürmek
Yazarlar
0

(Nerkiz Şahin’in Kuzey’in Şubay sayısı için kaleme aldığı yazısıdır…)

Sevmiyorum arkadaşım, sevmiyorum. Yeni değil bu bendeki hisler. Oldum olası içim kararıyor bir yıl daha bittiğinde. Yeni başlangıçlar ne kadar güzel olsa da ben eskileri seven birisiyim. Okullar mesela, yaz tatiline girerken bende başlar sızılar. Hiç istemem kapansın okulların kapıları aylarca. Bütün okul çocukları tatili iple çekerken, ben içim buruk şekilde biten okul yılının acısını çekerdim eskiden.

Yıl boyu öğrencilerin resimleriyle dolu olan koridorların, tatil öncesi birden boşalan duvarları sanki alaycı bir tavırla bana bakıyor gibiydi. Bitti bak, aldık biz yine sizden zamanı der gibiydi. Ayak sesleri koridorlarda daha da yankılı geliyordu nedense okul yılı bitiminde. Sınıfı yeni yıl için başka öğrencilere hazırlık adına soyup soğana çeviriyorlardı. Biten koskoca okul yılından bir tek eser kalmıyordu. Önce koridorları soyarlar. Sonra sınıfları. Derken, ardından yılları elimizden soyup aldılar.

Sonunda azar azar derken, bitti. Şimdi ne kadar geri dönmek istesem de geri gelmiyor o yıllar. En çok da çocukluk arkadaşlarımı gördüğümde yılların bizi ne kadar yıprattığını fark ediyorum. Yeni başlangıçlara odaklı bakmayı öğretseler de, ben sevmiyorum yeni başlangıçları. Yeni başlangıçlar, hep ayrılık getiriyor çünkü. Yeni bir şey istiyorsan, eskisinden vazgeçeceksin. Vazgeçmelisin ki, yeniyi hak etmelisin. Benim gibi vazgeçmek istemeyenler, yeniliklerin sadece bahane olduğunu fark ediyorlar. Sen vazgeçmesen de gün geçtikçe her şey değişiyor, senden vazgeçiyor. Zorla ayak uydurmalısın yani.

Öyle ya da böyle, zaman bizden her şeyi çalıyor.

Yeni yıla giriş yapacağımızda, bunu okul yılı sonundan daha da fazla hissediyorum. Heyecan tavan yaptıkça çevrem de, benim içim kararıyor. Yeni yıl için dileklerimizi sıralarken, itinayla “nice yıllar”ı her cümleye sığdırmaya çalışıyoruz. Çünkü bilinç altında biliyoruz aslında hepimiz…

Nice yıllar dediğimizde, her geçen yıl, her geçen gün, her geçen saat çalmakta.
Yıl sonu gelince insanlar benim gibi karamsarlığa girmesinler diye sokaklar süsleniyor, ışıklandırılıyor her yer. Günler kısalıp geceler uzadıkça, karanlığı gidermenin yolları aranıyor. Beraber yemekler düzenleniyor, hatıralar canlandırılıyor. Yalnız girmemek için yeni yıla bahaneler üretiliyor. Yalnızlık bunalım getiriyor derler ya. Bunalım da intiharlara yol açıyor. En çok yılbaşı öncesi intihar edenler oluyormuş diye okumuştum bir yerde.

Şükür yeni yıla girdik iyisiyle kötüsüyle. Bütün iş karamsarlıktan kurtulmakta, ve karamsarlıktan kurtulunca, pozitif hisleri elde tutmakta.
Unutmak gerek sonları, başlangıçlara odaklanmalı, sessizliği kırmalı.
Ne kadar çok ses olursa, o kadar az düşünürsün. Kalabalık olan yerler tercih edilmeli, boşluk olmaz ise gözün boşluklara takılamaz. Aydınlık olmalı, gölge kalmamalı, hayatımızın gölgelerini gideremediğimizden aydınlık olan yerleri tercih ederiz sanki.
Her yer ışık saçsın isteriz.

Sıcak ortam ararız, içimiz buz tutmuş en azından bulunduğumuz yer sıcak olsun isteriz. Sokaklarda yeni yıl için yerleştirilen ek ışıklar kaldırılıyor yavaş yavaş maalesef, geceler de kısalmakta zaten. Son gece bitti artık… Yeni yıla girmek biz yaşayanların hediyesi.

Sevmediğim gün bitti bitmesine ama etkileri hala devam ediyor üzerimde. Tabi bükemediğin bileği öpeceksin derler, biliriz. Eninde sonunda ömür bitecek, bizden gidecek.
Ömür bizden gidecekse, bari davul ile zurna ile uğurlayalım değil mi ama? Pasta keselim ömür bir yaşına daha girdi bak işte. Sırada daha doğum günüm var. Bir pasta da o zaman kesip, geçen yaşıma kurban ederim. Kalabalık anlarda televizyonu kapattığımız gibi, kafamdaki geçmişime özlem filmimi dondururum. Yalnız olduğum zamanlarda nasıl olsa bir sürü zamanım var geçmişi canlandırarak zaman öldürmeye.

Yorumlara kapalıdır.