Çok Yakında

Yüzyılın vebası; işsizlik!…

Nisan 11th, 2017 | by Ümit Demirci
Yüzyılın vebası; işsizlik!…
Yazarlar
0

(Ümit Demirci’nin Kuzey’in Nisan sayısı için kaleme aldığı yazısıdır…)

Doğada hiçbir şey boş kalmaz. Mutlaka bir şekilde o boşluk doldurulur. Yağmur yağar suyla dolar, güneş açar, su buharlaşır, toprak vardır o suyun yerinde. Bir dönem sonra kar. Sürekli bu döngü tekrarlanır durur.

İnsanlık tarihinin her döneminde de doğal ya da suni olaylar ile denge bulmaya çalışmıştır. Tarih boyu insan hakları, din veya demokrasi adına yapıldığı söylenen tüm savaşların temelinde hep aynı sebep vardır: Ekonomi.

Her dönemde insanlar refah seviyelerinin artması içi çaba gösterirler. Ülkelerde şehirleşme arttıkça elde edilmesi arzulanan materyal artmaktadır. Bu bir dönem araba olarak çıkar karşımıza, bir dönem ev, bir dönem de cep telefonu. Tüm bu materyaller neredeyse varlık sebebimizin gereklerinin bile önüne geçmeye başlar. Karnımızı doyurmak için değil, cep telefonu parası için çalışır olmaya başlarız.

Beklentiler tatmin edildikçe de yeni beklentilere yönlendirir sistem sizi. Ben buna “Hamster modu”, diyorum. Çarkın içinde koşup duruyoruz. Bir evim olsun başka bir şey istemem, bir arabam olsun başka bir şey istemem, bir yazlığım olsun başka bir şey istemem… Listeyi uzatabilirsiniz. Ne kadar tanıdık söylemler değil mi?

Dünyada bazı denklemler sanayi devrimi sonrası zaten değişmeye başlamıştı. Şehirlerin oluşumu, artan şehir hayatı ihtiyaçları derken daha fazla çalışmak gerekliliğinden önce kadınlar çalışma hayatına hızla girdiler. Sonra da çocuklar.

İnsan ömrü her ne kadar doğal ve organik ürünler tüketemediğimiz iddiaları olsa da  gelişen teknolojinin tıp bilimine verdiği katkı sayesinde uzamaya başladı. Bugün ortalama yaşam süresi beklentisi, Japonya’da 85, Avrupa ortalamasında 82, ABD’de 79, Türkiye’de 74 yıl. Gelecek 50 yılda insan ömrü ortalamasının 90 olması bekleniyor. Bugün dünya nüfusu 7.3 milyar kişi.

Hal böyle olunca da geçmiş sistemlerde oluşturulmuş emeklilik kavramı tartışmaya açılıyor. Emeklilik yaşı sürekli uzatılıyor. Neredeyse 60 yaşından önce emekli olunabilen ülke bulunmuyor. Bu hesaplar da dikkat çeken diğer husus da yaşlıların nüfus içerisinde ki payları da sürekli artıyor. Oysa ki 1980-1990’larda Türkiye’de 45-50 yaşları emeklilik yaşıydı. Reel de herkes çalışmaya devam eder ancak emekli maaşı almaya da devam ederdi.

Emeklilik yaşı uzadıkça istihdama yeni mezunların katılımı da zorlaşıyor doğal olarak. Bunu aşmanın  yolu da yeni üretim tesisleri inşa etmek. Veri temelleri de sürekli değiştiriliyor doğal olarak. Tarım dışı, inşaat dışı veriler daha değerli oluyor. İnşaat sektör doğrudan ya da dolaylı olarak yüzlerce sektörü etkiliyor.

İnşaatın yapılırken kullanılan malzemelerde satıştan sonra bir evin içine konulacak malzemelere kadar bir çok ürün yelpazesi ciddi anlamda hareket görüyor. Sosyal hayatın üzerinde ki etkisi de oldukça ciddi olarak görülüyor.

Ve bu sosyolojik olgunun yanında bir de çağımızın getirdiği bir rakip var. Robotlar…
Çocukluğumuzda, filmlerde ağzımız açık izlediğimiz robotlar bugün insan oğlunun en büyük rakibi haline gelmeye başladı. Günümüzde yaklaşık; dünyadaki üretimin yüzde 10’luk bölümü robotlar tarafından yapılıyor. Ama 2025 yılına geldiğimizde, bu oranın yüzde 35 – 50 arasında olacağı varsayılıyor.

Bu da dünyada yaklaşık 100 milyona yakın insanın işsiz kalmasına yol açacak. Bu özellikle vasıfsız insan sayısının çok olduğu ülkelerde ciddi sosyolojik problemlere sebep olacak bir değer.
Dünyada artık verginin robotun kendisinden mi yoksa  sahibinden mi alınacağı tartışılıyor.
Tüm bu süreçlerin ortaya çıkarttığı sonuç ise İŞSİZLİK.

İşsizlik oranları arttıkça da ortaya yeni sosyolojik ve ekonomik sonuçlar çıkıyor. Sosyal sonuçları çok irdelemeyelim ancak ekonomik sonuçlarına baktığımızda durum hiç iç açıcı değil.

Türkiye’ye baktığımızda durum her geçen gün kötüye gidiyor. Son 7 yılın zirve rakamı yüzde 12,7. Bunda mülteci varlığının katkısı, ekonominin yavaşlaması gibi nedenlerle açıklamak mümkün. Sayın Bakanın ifadesiyle “istihdam için iş yeri açılsa da maalesef işsizlik rakamı artıyor”.

Bunun sonucunda siz ekonomide ne kadar kampanya yaparsanız yapın ekonomik canlanma gerçekleşmiyor. Bankalar verdikleri krediyi tahsil edemiyor. Edemedikçe yeni kredi vermekten kaçınıyor. Böylece yeni batan firmalar oluşuyor.

Bu cendereden kurtulmak elbette kolay değil. Özellikle dış göçler ve mülteci akınları bu rakamları ciddi artıran sebepler. Ve tüm dünyada milliyetçilik akımlarını körükleyen ana sebep de bu.
Trump yasakları derken Belçika’da Göç ve İltica Bakanı Theo Francken’ın hazırladığı, “terörle mücadele kapsamında ulusal güvenliği tehdit eden ve kamu düzenini bozan yabancı kökenli kişilerin sınır dışı edilmesi” yasası muhalefet partilerinin itirazlarına rağmen Federal Meclis’te oylanarak kabul edildi.

Tüm diğer Avrupa ülkelerinde de durum aynı. Kimileri komşularına duvar örüyor, kimileri araya tel çekiyor.

Sebep damarlarda akan kan değil. Sebep önce kendi vatandaşının  zorunlu ihtiyaçlarını giderme çabası.
Ama robotlar iş yaptıkça yeni işsizler ortaya çıkıyor, yeni işsizler oldukça da o üretilen mallara talep azalıyor. Bir yandan konfor diye sunulan bir sürü araç gerecimiz oluyor kullanabileceğimiz, diğer yandan onu alacak paramız olmuyor.

Bu işsizlik denen salgın dünya ülkelerine yayıldıkça, adı kimi yerde düşük talep oluyor, kimi yerde milliyetçilik rüzgarı.

Robot çağında yaşam sebeplerimiz temel de değişmezken zihinlerimizde çok başka şeyler ‘önceliklendiriliyor’. Yemek, içmek, barınmak gibi temel ihtiyaçların yerini, cep telefonu, lcd televizyon, tatilde gidilecek yer, yeni araba alıyor.

Robotların hayatımıza katılmasıyla bir yandan sürücüsüz arabalar, akıllı ev teknolojileri gibi insan hayat ve konforunu arttırmaya katkısı varken diğer taraftan hayatlarımızı işlerimizi ellerimizden alması ne kadar ‘ironik’ değil mi?

Bir elektrik kesintisinde hayatımızın nasıl durduğunu yaşayarak gördük geçen sene ülkemizde. Öyleyse önceliklerimize bir kez daha bakmamız ve belki oyunun kurallarını tekrar belirlememiz gerekecek. Bunun adı yeni bir ekonomik sistem mi bilmiyoruz şimdilik.

Tek temennimiz oyunun sonunda savaş olmaması. Çünkü dünya yeni bir çılgınlığı kaldıracak kadar genç değil artık…

Yorumlara kapalıdır.