Çok Yakında

Şeytanlık, riyakarlık, popülizm ve tecrit

Mart 14th, 2017 | by Hüseyin Dönmez
Şeytanlık, riyakarlık, popülizm ve tecrit
Yazarlar
0

(Hüseyin Dönmez’in Kuzey’in Mart sayısı için kaleme aldığı yazısıdır…)

Avrupa’da işler artık iyi gitmiyor. Ekonomik sıkıntılar, dünya ile ekonomik rekabet alanında yaşanan zayıf performans, siyasi başarısızlıklar ve yönetilemeyen siyasetin yarattığı sosyal gerginlikler, özellikle Türk toplumunun da yoğun olarak yaşadığı Avrupa ülkelerinin geleceğini tehdit ediyor.
Avrupa’da siyaset yapan Türk kökenli temsilcilerimizin son dönemde haklarında yürütülen kampanyalar nedeniyle adeta siyasi kariyeri bitiriliyor. Temsilcilerimiz baskıya ya teslim oluyorlar ya da medeni cesaret örneği gösterip kendi yollarını çizecek yolları deniyorlar. Bir kısmı ise halen istifa baskılarına direnmeye çalışıyor.
Bu durum, başta Almanya olmak üzere tüm Avrupa ülkeleri için geçerli. Biz sadece Hollanda ve Belçika örneği üzerinde yürüyerek duruma bir bakalım.

HOLLANDA DA POPÜLİZM BATAĞINDA
Tarih 14 Kasım 2014. Hollanda’da Başbakan Yardımcısı Lodewijk Asscher, Türkiye kökenli dini gruplara yönelik “paralel toplum” incelemesi başlatma kararı aldı.
İktidar ortağı İşçi Partisi’nde (PvdA) bu karara karşı ciddi bir kriz yaşandı. Milletvekilleri Tunahan Kuzu ile Selçuk Öztürk bu anlayışın kabul edilemez olduğunu belirttiler. Bu anlayışın kendilerinin Hollanda için bir tehdit unsuru oldukları şeklinde algılanacağını ve gerçeği yansıtmadığını dile getirdiler. Ardından İşçi Partisi, Asscher’in planına karşı çıkan Türk kökenli milletvekilleri Tunahan Kuzu ile Selçuk Öztürk’ü partiden ihraç etti.
Hollanda’da 15 Mart 2017 tarihinde seçim yapılacak. PvdA partisi, son dönemlerde ciddi düşüş yaşıyor. Bugüne kadar oyların çoğunu yabancı kökenli vatandaşlardan alan İşçi Partisi oy kaybına partide yabancılara karşı alınan tavır ve Türklere karşı yapılan haksız saldırıların neden olduğunun yavaş yavaş farkında gibi.
Seçimlerde beklediği oy oranını alabilmek için harekete geçen eski Avrupa Parlamentosu Milletvekili Emine Bozkurt’u listeye alarak bu düşüşü kontrol etmeye çalıştığı görülüyor.
Şimdi sosyal demokratlar, mazlum kitleler, ilerici dinamikler, mağdurların yanında yer alması gereken İşçi Partisi (PvdA) bir önceki seçim sonrası ortaya koyduğu popülizmin ve riyakarlığın bedelini ödeyecek mi, yoksa her şey yapanların yanına kar mı kalacak? İki hafta sonra takke düşüp kel görülecek.

DENK PARTİSİ SEÇİMDE SÜRPRİZ BEKLİYOR
Seçildikleri İşçi Partisi PvdA’dan olaylı bir şekilde ayrılan ve kendi partilerini kuran Tunahan Kuzu ve Selçuk Öztürk 15 Mart 2017 tarihinde yapılacak genel seçimlere planlı ve gece gündüz demeden hazırlanıyor.
DENK Partisi’nin lideri konumundaki Tunahan Kuzu ve Parti Başkanlığını yürüten Selçuk Öztürk, söylemleri ve olaylara bakış açısı ile Hollanda medyasının da geniş yankı buluyor.
Türk, Fas, Sürinamlı, farklı ülkelerden gelen göçmen kökenliler ve ilerici Hollandalılar gibi, toplumların desteğini alan Denk Partisi Hollanda’da en hızlı yükselen parti konumunda. Denk Partisi’nin bu yükselişi rakiplerini korkutuyor, düşündürüyor.
Hollanda seçim sonuçları ciddi sürprizlere gebe gibi gözüküyor. Ya göçmen karşıtları riyakarların popülist galip gelecek ya da ortak yaşamı tehdit eden başarısız siyasi partiler ciddi bir şamar yiyecekler.

BELÇİKA’DA ŞEYTANLARIN DANSI SÜRÜYOR
Belçika’da siyasetin kirli yüzü bu ülkede yaşayan müslümanları giderek mutsuz bir toplum haline getiriyor. Ülkenin müslümanlar için yaşanmaz hale getirilmesinde ise özelikle siyaset elinden geleni yapıyor. Belçika’da 750 bin müslüman yaşıyor. Bu ülkede yaşayan müslüman Türk sayısı ise 240 bin civarında. Belçika siyaseti tüm ülkeye yayılmış müslüman topluluğu polarize etmek adına hamle ardına hamle yapıyor. Örneğin Türk toplumunu tehdit eden, binlerce masum insanın hayatına sebep olan PKK olgusunu eller üzerinde tutarak, çadır kurmalarına, serbest faaliyetlerde bulunmalarına, kampanya yapmalarına zemin hazırlıyor. Bu yaklaşıma karşı çıkan bünyesinde barındırdığı Türk kökenli siyasetçilere de baskı uyguluyor, ihraç tehdidinde bulunuyor.

MAHİNUR ÖZDEMİR’E DÜŞÜNCE VE FİKİR ÖZGÜRLÜĞÜ YASAKLANDI
Tarih 29 Mayıs 2015. Mahinur Özdemir partisinden ihraç edildi. Belçika’da düşünce ve fikir özgürlüğüne büyük bir darbe vuruldu. Demokratik Hümanist Merkez (CDH) Partisi’nden Brüksel Milletvekili Mahinur Özdemir, parti yönetiminden gelen 1915 olayları ile ilgili Ermeni iddialarını ‘soykırım’ olarak tanıması baskısını reddetti. Bunun üzerine toplanan CDH “etik” komitesi Özdemir’i partiden ihraç etti.
Mahinur Özdemir, partisinin bu kararına karşı “Ben bu konudaki fikirlerimin arkasındayım. Dik duruyorum ve ifade özgürlüğünden vazgeçmeyeceğim” dedi.
Belçika’da 25 Mayıs 2014 tarihinde Bölge, Federal ve Avrupa Parlamentosu seçimleri birlikte yapılmıştı. Belçika’da 2018 tam bir seçim yılı olacak. Şimdi kamuoyuna gülerek sırıtarak açıklama yapan CDH Genel Sekreteri Eric Poncin’in “Ermeni soykırımını tanıdığı yönünde bir bildiriye imza atmasını istiyoruz, aksi takdirde ihraç edilecek’’ demesini unutmuyoruz. Belçika’da düşünce ve fikir hürriyetini katledenlerin ise akıbetini merak ediyoruz.

EMİR KIR, GÜÇLÜ TÜRK

4 Aralık 2016 tarihinde PS-Parti Sosyalist ağır toplarından Laurette Onkelinx mikrofonlara “Les déclarations d’Emir Kir sont inacceptables” (Emir Kır’ın açıklamaları kabul edilemez) diyerek Saint-Josse belediye Başkanı ve Federal Milletvekili Emir Kır’a yönelik eleştirilerde bulundu. Sebep ise Başkan Kır’ın PKK-HDP mitingine yönelik eleştirileri. Başkan Kır bu konuda ’’Terör örgütü Daeş yanlıları Madrid şehrinde yürüyüş yapsa Belçika halkı tarafından hoş karşılanmazdı” şeklinde bir açıklamada bulununca kıyameti kopardılar.
Aslında Başkan Kır son derece sorumlu bir yaklaşımda bulunarak ‘’Yürüyüş, tepki göstermek, demokrasimizin temel taşıdır. Ancak terör ve suç örgütlerinin propagandasının yapılması kabul edilemez. Bunu Türklerin yoğun olarak yaşadığı semtlerin yakınında yapılması ateşle oynamaktır. Hatta bir provokasyon olabileceği gözardı edilmemelidir’’ diyerek kaygılarını dile getirmişti. Başkan Kır ayrıca Türkiye’de veya dünyanın başka bir bölgesinde yaşanan siyasi gerginliklerin Brüksel’e taşınmaması gerektiğini vurgulayarak sorumluların dikkatli davranması gerektiğini hatırlatmıştı.
Bu süreçte Parti Genel Başkanı Elio Di Rupo tarafından zaman zaman yapılan açıklamaları da unutmadık.
Brüksel Saint-Josse Belediye Başkanı ve Federal Milletvekili Emir Kır hakkında, geçen sene 12 Mayıs’ta sınır dışı edilmek üzere uçağa bindirilen Nijeryalı bir kadına güvenlik görevlilerinin yaptığı muameleye tepki gösterdiği için suç duyurusunda bulunulmuştu. Başkan “uçakta güvenlik güçlerine karşı isyanı tetiklemekle” itham edilerek mahkemeye verildi, istifası istendi, sonunda beraat etti.
Başkan Kır, “Brüksel saldırıları sonrası Belçika’daki müslümanların büyük bir bölümünün dans ettiğini” söyleyen İçişleri Bakanı Jambon’un korkulu rüyası oldu. Jambon’un bu sözlerini savunduğu Federal Parlamento’daki oturuma kendisinin de katıldığını ve bakandan bu iddiasını ispatlamasını istediğini kaydeden Kır, “Ne ispat geldi ne de özür. Böyle bir İçişleri Bakanı, müslümanlarla ilgili son iki ay içinde çok ağır ithamlarda bulunduysa, kışkırtma yaptıysa gerisini siz düşünün” diye konuştu.
Başkan Kır, göçmen karşıtı politikaları ile dikkat çeken hükümetin Flaman Milliyetçisi NVA Parti Üyesi Sığınma ve Göçten Sorumlu Bakanı Théo Francken’ı adım adım takip ediyor ve her hamlesinde ensesine yapışıyor. Francken’in son çıkışı, suç işleyen veya işleme ihtimali olan göçmen kökenlilerin yerel sorumlular tarafından ihraç edilmesi ile ilgili kanun tasarısı oldu. Başkan Kır bu tasarıya sert bir çıkış yaparak Bakan Frnacken’i yine ters köşe yaptı.
Peki güçlü ve sağlıklı, bir ortak yaşam, ülkede huzur ve güvenlik, adalet ve hukukun üstünlüğü savunan bir siyasetçinin partisi tarafından bile zaman yalnız bırakılması, suçlayıcı, ve tehditkar bir dilin kullanılması nasıl açıklanabilir?

Bize göre 3 ihtimal var. Birincisi Türkiye düşmanlığı, ikincisi müslüman düşmanlığı, üçüncüsü ise giderek güçlenen Türk kökenli bir siyasetçiye karşı duyulan hazımsızlık.

VELİ YÜKSEL’İN YÜKSELİŞİ NEDEN DURDURULMAK İSTENİYOR?

Geçtiğimiz aylarda Optima skandalı ile çalkalanan Gent belediyesi bu kez Publipart skandalı ile sarsıldı.
Belediye Başkanı Daniel Termontun’ın Optima skandalı sonrası Publipart skandalı da Gent şehrinde yaşayan vatandaşların tepkisine neden oldu. Federal Milletvekili ve Gent Belediyesi CD&V Grup Başkanı Veli Yüksel “Bu olay gerçekten herkesi şaşırtmaktadır. Bu gelişmeler üzerine Belediye encümenlerinden açıklık istiyoruz. Bu hadise muhalefet – çoğunluk olarak algılanmamalı. Şeffaf bir siyaset için belediyenin açıklık getirmesi gerekmektedir’’ diyerek bazı sorgulamalarda bulundu.
Aradan geçen kısa bir süre sonra parlamentoda başka bir gündem her şeyin önüne geçti. Federal Parlamento’da Türkiye ile müzakerelerin dondurulmasını öngören tasarıya tüm CD&V’lilerin oy vermesi istendi. Parti kararıydı ve milletvekili Veli Yüksel de oy verdi. Durum hemen manşetlere taşındı.
Belçika Federal Meclisi’nde kabul edilen “Türkiye’ye IPA II Çerçevesinde Sağlanan Yardımların ve Avrupa Birliği Üyelik Müzakerelerinin Dondurulması” konulu tavsiye kararına Türk asıllı Federal Milletvekilleri Veli Yüksel (CD&V), Zuhal Demir ( N.VA ), Charleroi Bölgesinden Federal Milletvekili Özlem Özen (PS) ve Belçika Yeşiller Partisi Genel Başkanı Meyrem Almacı “Kabul” oyu kullandılar.
Sonuç bir anda Gent şehrinde adeta halkın sesi olan, kahraman halk adamı Türkiye karşıtı gibi gösterildi.
Şimdi burada sorgulanması gereken noktalar nelerdir, biraz ona bakalım.
Acaba Milletvekili Veli Yüksel’e neden kendi düşüncesini yansıtacak bir fırsat verilmedi?
Aslında bir tavsiye niteliğinde olan bu karara ısrarla oy atma zorunluluğu niçin getirildi?
Acaba Veli Yüksel’in Gent Belediyesi bünyesinde yaptığı çıkışlar ve çalışmalardan rahatsız olan dinamikler bu yükselişi frenlemek mi istemişti?

Türkiye’de yapmış olduğu temaslar çerçevesinde Kanal 24’te Haber Programı Moderatör Gece’nin konuğu olan Federal Parlamentosu Milletvekili Veli Yüksel, bu tasarı ile ilgili ‘’Bu tasarı bir sabır testi olarak görülmelidir ve toplumu temsil edenlerin duygusal değil, mantıklı hareket etmesi gerekmektedir. Belçika-Türkiye ilişkileri güçlendirilmelidir. Belçika ve Türkiye arasındaki ticari ve ekonomik işbirliğinin artırılması her iki tarafında yararınadır. Uzun yıllara dayanan bir Belçika-Türkiye dostluğu var. Bu dostluğu zedeleyici adımların atılmasından ve popülist yaklaşımlardan kaçınmak gerekir’’ diyerek asıl düşüncelerini özetledi.
Ancak Belçika siyasetinin kirli yüzü, riyakarlığı ve tahammülsüzlüğü temsilcilerimizin gerçek düşüncelerini olduğu gibi yansıtmaya izin vermiyor.

YA ZUHAL DEMİR OLAYINA NE DEMELİ?

Türkiye kökenli Zühal Demir, Belçika’da Devlet Bakanı oldu, kıyamet koptu. Belçika Federal Hükümeti’nde yoksullukla mücadele, fırsat eşitliği, engelliler ve bilimsel politikalardan sorumlu devlet bakanlığına Türkiye kökenli Kürt politikacı Zühal Demir atandı.
Belçika’da Yeni Flaman İttifakı Partisi’nden (N-VA) Zuhal Demir, Devlet Bakanı oldu. Demir, daha önce Belçika’da düzenlenen PKK etkinliklerinde ve yürüyüşlerinde görüntülendiği şeklinde haberlere sık sık rastlıyoruz. Bu konuda çok polemik yaşandığı biliniyor. Zuhal Demir iddia edilen konuların gerçeği yansıtmadığı belirterek; bu konuda kendisi hakkında yapılan haksız, yanlış yayınlar ve tehditler konusunda zaman zaman mahkemeye başvurduğunu açıkladı.
Göçmen kökenli birinin Belçika’da bakan olmasına pozitif bakılabilir. Doğru yaklaşımda budur.
Ancak ben daha çok, halk ile bütünleşen, halkın gerçek sesi olmaya çalışan Emir Kır, Veli Yüksel, Güler Turan gibi siyasi figürlerin ödüllendirilmesini isterim.
Ancak bu böyle olmayacak gözüküyor. Belçika’da siyasi linç, riyakarlık, popülizm ve hatta tecrit operasyonları devam edecek gözüküyor.
Eğer Belçika’da yaşayan Türkler söz konusu ise, bilmek istiyoruz.
Biz mi istenmiyoruz?
Biz tehdit olarak mı görülüyoruz?
Türkiye düşman ülke olarak mı görülüyor?
Derdiniz nedir, bir söyleyebilseniz de biz de anlasak, olmaz mı?

Yorumlara kapalıdır.