Çok Yakında

Sevgililer Günü’nden uzay mekiğine…

Şubat 14th, 2017 | by Şebnem Seçkiner
Sevgililer Günü’nden uzay mekiğine…
Yazarlar
0

(Manyakanne Şebnem Seçkiner’in Kuzey’in Şubat ayı sayısı için kaleme aldığı yazısıdır…)

Nişanda neler taktılar? (Ertesi gün bu soruyu bizzat duydum. Bana soruldu. Verdiğim cevabı yazmam hoş olmaz.  )

Tek taşın var mı tek taşın?

Tek taşını ver her sene büyütüp getirsin kocan…

Söyle öyle çiçek falan olmaz, hediye dediğin parıldar…

Tabii. Adamın da tek derdi benim taşımdı zaten. Sanki öyle parası var ki, her ay Şebnem’e ne alsam diye düşünüyor.  Ne taşmış arkadaş… Soran, bakan, “neden takmıyorsun” diyen, taksan “ne gerek vardı” takmasan “aa ayıp” yorumunu yapan. Başkalarının işine burnumuzu sokmayı çok seviyoruz, “çocuk yapacak mısın” sorularıyla yatak odalarına giriyoruz, yetmiyor bir de takılarına bakıyoruz. Hem öyle güzel takılar var ki, al gözün kadar taşı olanı tak, kimse anlamaz. Ha pırlanta ha zirkon ha x pırlantası ha y taşı… Benim anlamadığım kısım, taş merakı.

Mesela, taşlı bir şey yerine, tatil istesem? Evde bir şey istesem ille hediye isteyeceksem. Ya da tamam yüzük olsun ama taşsız kabul mü? Bir tek doğumda ne istersin sorusuna cevap verdim, o da gelecek hediye kızıma kalacağı için. Fakat ne taş dedim ne başka bir şey. Gönlünden geçeni aldı.

Gerek düğün gerek evlenme teklifi, kendi seçti, kendi aldı. Ne aldıysa da bayılarak taktım. Takıyorum. Taşının büyüklüğü küçüklüğü beni zerre ilgilendirmiyor. Aksesuar delisi olarak her türlü takıyı severim, maddi değerinden ziyade de görünüşüyle ilgilenirim. Gerçek de takarım, imitasyon da, gümüş de, çelik de… Küpesiz, bileziksiz, kolyesiz, yüzüksüz adım atamam sokağa. Çok eskiden beri öyle.

Neden konuyu açtım? Malum. Sevgililer Günü muhabbeti var. Önüm arkam sağım solum pırlanta reklamı. Sevgiyi göstermenin en pahalı ay pardon en özel yolu ya hani, pırlanta almayanı dokuz köyden kovuyorlar ya hani, reklamdan nefes alınmıyor. Yatırım desen, yatırım pırlantayla olur mu? Altın değil miydi o yahu?

Bir de ben sanırım Sevgililer Günü olayına başından beri biraz uzağım.

Yok konu özentilik falan da değil. O ülkenin vatandaşı olsaydım bile uzak olurdum. Kılım hatta. Sevgilim varken de sevmezdim, yokken de. Böyle bir zorlama, dayatma, küssen barışma hissi uyandırıyor. “Ay bak gördün mü yarın 14 Şubat, barışmamız lazım” diyen kimleri duydu bu kulaklar.

Arkın’a da bunu söylememe rağmen sanırım bana inanmıyor.

Yokluyorum sanıyor. Ki aslında çocuk haklı. “Yok canım tamam, doğum günümde bir şey yapmasak da olur” deyip sürpriz parti beklemiş, yapmayınca da günlerce surat sallamıştım. Haklı o yüzden. Hani bir şey almasa, laf edeceğim sanıyor. Bu yüzden de her 14 Şubat ev çiçekleniyor.

Eli boş gelmemenin diğer bir yolu da çiçek. Bu da Anneler Günü yazı konusu olsun.

Sevgililer Günü, Sevgi Günü… Kendisi her ne ise, çocuğa anlatmak da zor. Bugün sevgililer günü desen, sevgilisi olmayanları ne edeceksin? Bir de o açıdan bakmak lazım. İnsan, sevgilisi olmadığına üzülmese de, bugüne özel anlam yüklemese de, gittiği yerde el ele, etraflarında kırmızı kalp balonlarla oturanları görünce hoş oluyor.

Onun da psikolojisi bence şöyle:

İlk 15 dakika, “of bu ne saçmalık” diyor.

 Sonra kendini onları izlerken buluyor.

 Ardından “Ah be, ne güzeldik biz, neden ayrıldık ki” diye düşünüyor.

 Bir 15 dakika sonra iyice hüzünleniyor.

 Gecenin sonunda kendini eski sevgilisine mesaj atarken buluyor.

Bir de diyelim yemeğe gittin, “a yalnız mısınız” tepkisi, tuz biber ekiyor her şeye. Bence bugün duygusallaşacağını hissedenler evde oturmalı.

Kendilerine sokağa çıkma işkencesi yapmasınlar. Üstelik trafik de kilit oluyor.

Patron: “Mesai var, çıkmıyorsunuz” dediğinde eller telefona gidiyor.

WhatsApp bipbipleri çınlatıyor ortalığı. Ah mesai demişken… Sevgililer Günü ile alakası yok fakat anlatmazsam çatlarım… Yıllardan 2003.

Arkın’la yeni barışmışız. Yıllar süren ayrılıktan sonra 9 Şubat’ta demişiz ki, “biz birbirimiz olmadan yapamayız.” Neyse. Asker o zamanlar. 16 Şubat’ta gelecek. Yemek yiyeceğiz. Ben de o dönemde o zamanların en iyi gazetelerinden birinde Dış Haberler Bölümü’ndeyim. İşleri bitirmişiz, sayfalar bitmek üzere, kaçta çıkarız diye gözüm saatte. Derken, derken derken… Uzay mekiği düştü! Hani kaza olmadı, uçak değil bildiğimiz uzay mekiği düştü. 1 Şubat 2003’te 16 günlük bir görev uçuşuna çıkan Columbia uzay mekiği dönüş sırasında, inişe 16 dakika kala infilak etti.

Hatta hiç unutmam, manşet “16 faciası” idi. Biz yapmıştık haberi de manşeti de. Adını da biz bulmuştuk. (Yedirmem başkasına isim hakkını.)

Sen misin çıkmaya hazırlanan? O zaman sadece SMS var, yazdım, dedim mekik düştü, gecikiyorum. Hayatını kaybeden 17 astronota mı üzülürsün, sevdiğinle yemek yemek varken hepsinin hayat hikayelerini hazırlamaya mı? Diğer yandan da öyle bir heyecandı ki gazetecilik, sayfa çatılırken, yeni haberler akarken Yazı İşleri’ne “bir haber daha var” diye koşmak unutturuyordu yemeği…

Neyse ki Arkın hiçbir zaman benim işimi sorun etmedi. O gün de akşam yemeğini ben gazetede yedim, o evinde. Sonra buluştuk. Adamla barışalı bir hafta olmuş, ben uzay mekiği peşindeydim…

Konudan çıktım özür dilerim. Velhasıl… Sevgililer Günü’nü sevmiyorum sanırım. Zorla bir şey almayı, alınmasını da. Tek taş konusuna gelirsek, dediğim gibi kendisini severim de şekli şemaliyle pek ilgilenmem. Şimdi size gününüz kutlu olsun dersem absürt de olacak. Sevgililer Gününüz değil, her gününüz kutlu olsun. Her gün sevgi dolu geçsin.

Şubat benim için en özel ay. Kızım Şubat doğumlu, sevdiğim Şubat doğumlu, annemler Şubat’ta evlenmiş. (E tabii o da önemli. Evlenmeseler ben nasıl olacaktım?) Harika geçsin O halde bu süper Şubat ayı…

Not: Bu yazıdan sonra çiçek de gelmeyecek eve. Zaten ya 14 Şubat olması lazım çiçek için ya kavga etmemiz… Bak bu kavgada sonra çiçek de başka yazı konusu olsun. Biz çiftler kavga etmesek, çiçekçiler nasıl para kazanacak?

Not 2: Bu fotoğraf da çok eski. 12 sene önceki nişanımızdan… Gençmişiz. Çok gençmişiz…

Yorumlara kapalıdır.