Çok Yakında

Nedim Saban: “En çok CHP belediyeleriyle sorun yaşıyoruz. Kültür politikası yok çünkü.”

Mart 11th, 2017 | by Sayım Çınar
Nedim Saban: “En çok CHP belediyeleriyle sorun yaşıyoruz. Kültür politikası yok çünkü.”
Magazin
0

Nedim Saban ile Sayım Çınar günümüz tiyatrosunu, oyunları, gelecek projeleri konuştu: “Salon sıkıntısı, tiyatro algısı çok sorunlu!”

Röportaj: Sayım ÇINAR

“Ahududu” ve “Leyla’nın Evi”, uzun süredir devam eden iki oyunun. “Leyla’nın Evi” Zülfü Livaneli’den bir edebiyat uyarlaması. Nasıl sahneye koyma kararı aldın?
Edebiyat uyarlamalarını önemsiyorum. “Onca Yoksulluk Varken”i yaptım devamında da. Roman adaptasyonlarında yoğunlaşmak gerekiyor. Çok geniş bir alan. Oyunun belli bir yerine odaklanmanız gerekiyor. Dramatik bütünlük var romanda, bu işimizi kolaylaştırıyor aslında. Zeynep Avcı uyarladı, biz de devamında çok uğraştık. 10 ay sürdü dramaturji. Oyuncu da içinde olunca, iyi bir şey çıkıyor.

Roman olarak da büyük başarı kazanmıştı, oyunu da müthiş başarı kazandı. Seyircide karşılığı çok, müzik de çok ön planda.
Livaneli olması, karakterin hiphopçı olması büyük fark yarattı. Bu oyun için hiphop bestelettik. Karakterin şarkıcı olması işimizi kolaylaştırdı. Çok güzel İstanbul şarkıları da beraberinde geldi. Bir İstanbul masalı oyun.

Tiyatro çok önemli Avrupa’da, bizde ise belirli bir kitleyi aşamıyor. Neden köşeyazarları bahsetmiyor tiyatrodan?
Köşeyazarlarının öncelikleri arasına girmiyor. Oscar’ı, sinemayı yazıyorlar. Bütün köşeyazarlarını çağırdık vakti zamanında oyunlarımıza, gelmediler, gelmiyorlar. Yaşam köşelerinde yer alması gerek aslında. Köşeyazarı bile tiyatro izlemiyorsa, seyirciye nasıl ulaşacak? İki saat birini oturtmak da zor artık. Cumhuriyet’te var, Milliyet’te sanat yazarları vardı. Şimdi ya yok ya çok güdümlü. Milliyet Sanat’la bir çatışma yaşadığım için konu olmuyor oyunlarımız. Allahtan Milliyet’in köşeyazarları yazıyor. Milliyet yazmasa ne olur tabii, o da ayrı konu. Mainstream dediğimiz, merkez tiyatro olmadan marjinal tiyatro olmaz.

Enerji FM’de uzun zaman dinledim seni. Her zaman hayatın içindesin. Robert’lisin, bir yandan da gerçek bir tiyatro emekçisisin.
Ben tiyatrocuyum. İşimle ilgileniyorum, küçümsenmemesi gereken bir meslek yapıyorum.

“Leyla’nın Evi”ne dönersek, hayal ile gerçek arasında bir yerde oyun.
Soyut bir oyun “Leyla’nın Evi.” Yer ve zaman çok belli değil, mekanlar çok fazla değişebiliyor, bu da güzel bir şey. Romanı hayal gücüyle okuyorsun birebir çizilince hayal gücüne yer kalmıyor. Oyunun da başarısı bu aslında. Seyirciye bırakıyoruz bazı şeyleri.

Tiyatrodaki dil gündelik hayata yakın olmalı.
Evet. Karakterin ve sahnenin dili olmalı. Eskiden devlet tiyatrosunda İstanbul Türkçesi vardı, hamal da öyle konuşurdu, kaptan da. Bir yandan da unutulan sözcükleri hatırlatıyor oyun. Dil küçülüyor, bunun da önüne geçmek gerekiyor.

Saygınlığı nasıl değerlendiriyorsun sanat aleminde?
Mesleki saygınlığımızı korumamız gerek. Salon sıkıntısı çok büyük. Oyunlarımız ancak belli sahnelerde oynanabiliyor. Çok ciddi sorun yaşıyoruz, özellikle bu dönemde. En çok da CHP belediyeleriyle sorun yaşıyoruz. Kültür politikası yok çünkü. Bu kavgaları yapmaktan da çok yorulduk. Yeni salonlar yapsınlar, biz de kiralayalım. En son Bakırköy’de yaşadık bu sorunları. Şişli merkezde bir sahne yok, Beşiktaş’ta yok. Kentin merkezinden uzaklaştırılıyoruz.

Livaneli oyunu izlediğinde neler hissetti?
Oturduk, konuştuk başta. Olmazsa olmazlarını söyledi. “Tiyatro sizin işiniz, ne yapacağınızı siz bilirsiniz” demişti. Provaya gelmişti bir hafta kala, birkaç önemli not söyledi. Devamında izlediğinizde de çok mutlu oldu. 7’nci yılımızda, 500 kez oynadık. Romanla yarışıyor oyun. Müdahaleci olmadı. Bu çok önemliydi.

Başka oyunlar var mı?
Şu anda konuştuğumuz bir roman var. Benim yapmak istediğim 20’nci yüzyıl klasikleri var. Projeler devam ediyor.

“Ahududu” şiddet ve kötülüğü çok başka bir yerden işliyor.
2016’dan baktık temaya, ilginç bir sonuç çıktı.

Sinemayla ilişkin nasıl?
“Bahtiyar Bahtıkara”da oynadım. Gişe filmi. Sinema oyunculuk olarak kaldı, senaryolar var kafamda ama tamamlayamadım, yoğunlaşamadım.

Son olarak, Türk sanat ortamını nasıl değerlendiriyorsun?
Türk sanat hayatı algıyla ilgili. Birbirimizi takip etmiyoruz, kitap yazdığında okumuyor, oyun sahnelediğinde gelmiyor, fikri var bilgisi yok insanların. Tiyatro er meydanıdır, gelip izlemez ama fikirleri olur. Yılda 250 oyun oynanıyor İstanbul’da, 15 yılda 5 kat artmadı, hatta azaldı. Aynı 3000 kişi dolaşıyor. Ben genç meslektaşların işlerini kaçırmıyorum. Alternatif, devrimci bir şey söylemiyor kimse, çeşitli kaygılardan dolayı. Alternatif mekan konusunu tekrar konuşmak gerekiyor.

Yorumlara kapalıdır.