Çok Yakında

Merhaba 39

Haziran 16th, 2017 | by Şebnem Seçkiner
Merhaba 39
Yazarlar
0

(Şebnem Seçkiner’in Kuzey’in Haziran sayısı için kaleme aldığı yazısıdır…)

Haziran benim ayım. Doğumgünümün olduğu, beni İkizler yapan canım ay… Kendimi bildim bileli her sene doğum günümde duygusallaşırım. Bir yandan kimseden bir şey beklemem diğer yandan ilk olarak kocam, annem arasın isterim. Her sene anlamı da artıyor. Çünkü belki de ilk kez, son birkaç yıldır büyüdüğümü hissediyorum. Ne 18’imde böyleydim ne sonrasında. 35’ten sonra değişti her şey…

Çünkü… Geçenlerde de Instagram hesabımda (@sebnemseckiner) yazdığım gibi kendimi bu yaşta hissetmiyorum.
Sanki daha yeni evlenmişim.
Sanki daha iş konusunda yolun başındayım.
Sanki annemlerin evinden yeni çıkmışım.
Sanki yeni doğurmuşum.
Sanki okulda öğrendiklerim çok taze…
Sanki vücudum aksini bağırmasa 28’im…

Sonra bir düşünüyorum, çalışmaya başlayalı 19 sene olmuş, evlilik desen 24 Haziran’da 11’inci yılı bitecek, çocuk desen 7 hatta 7 buçuk yaşında. Peki her şey neden bu kadar taze?
Kendi kendime teşhis koydum. Çünkü hayatımın bir tarafında hep bir hareket olduğu için. O da “iş.” Gazetecilik, dergicilik, danışmanlık, blog yazarlığı, köşe yazarlığı, iletişim uzmanlığı derken her gün yeni bir kol ekleniyor.

O zaman da ne oluyor? Öğrenmek, kendini geliştirmek zorundasın. Çocuğunu büyütüyorsun diğer yandan da sürekli yeni bir çocuk yapıyorsun gibi. Hayatın bir yerinde rutine binerken diğer kısmında sen hep yenilik peşindesin. Bir baktım, benim gibi bu işi seçenler 8-9 yaş küçük.

Onlar belki beş sene sonra sıkılıp başka bir şey denerken ben emeklilik peşinde koşuyor olacağım. Ya da tam tersi, farklı bir kola uzanacağım.
Hareketli bir yapım olmasına değil buna bağlıyorum işte bu yaşında hissetmemeyi. Belki bundan 19 sene önce iş hayatına başladığımda hep aynı şekilde devam etseydim, her sabah aynı saatte işe gidip, aynı saatte dönseydim farklı olurdu belki de. Yaşamadığım için bilemiyorum. Sadece ihtimaller üzerinde duruyorum. Ailem meslek seçimime karışsaydı, doğumun ardından yaptığım bu değişikliği kocam kabul etmeseydi farklı olabilirdi her şey.
Bu arada “kocam kabul etmeseydi” ile ilgili birkaç şey anlatmak istiyorum.

1. İzin meselesi değil. Ortak hayatımız varsa, maddi kararları da beraber almalıyız. Bu nedenle ilk bir sene çalışmayacağım kararını beraber verdik. Kızımı ben büyütmek istedim. Maddi her şeye göğüs gereriz dedik.
2. Öyle oldu mu? Başlarda evet. Sonra onun omuzlar giderek düşmeye başladı. Tek tabanca evi geçindirmek, gelecek kaygısı derken büyük bir çıkmaza girdik. E bu sırada da ben çeşitli iş planlarıyla çıkıyordum karşısına. Yere sağlam basmayı geçtim, ayaklarını yere zamk ile yapıştıran bir mühendis olarak (ki yazmıştım burada mühendis olmayı) hepsine karşı geldi. “Az olsun maaşın olsun” dedi. Ne kavgalar ettik. Asla ikna olmadı. “Tamam yeter ki sussun” dedim, bir işe girdim, gördük sonra ne olduğunu. İstifamı beraber kutladık!
3. “Kendim bir şey yapacağım” dedim, “kendim” kelimesini nasıl kurduysam yakınlarımdan kimseden destek görmeden bir işe baş koydum. Yeni tanıştığım onca insan “yaparsın” derken, yakınlarımdan ses çıkmıyordu. Hatta yardım edebileceklerken çıtları çıkmıyordu.

4. Ne oldu? Öyle ya da böyle bir şeyler oldu. Öyle ya da böyle kendimi kurtaracak duruma geldim. “Bak gördün mü inanmamakla hata yapmışsın” diyebildim.
Söz ettiğim, çok para kazanmak, süper bir titre sahip olmak değil. Anlatmak istediğim mevzu ne biliyor musunuz? Herkesin dalga geçtiği, sana inandığı ama bir klasik olarak “ortama inanmadığı” bir atmosferde aklına koyanı yapmak, paha biçilemez.
Türkiye’de yaşayan, Danimarka’yı, Belçika’yı görmemiş biri olarak o ülkelerde yaşayan size yazmak bile güzel değil mi?
Her sene kendime doğum günü hediyesi alırım. Bu sene almıyorum. Hediyem bir ayna karşısı konuşması. Söyleyeceğim şey çok basit:
“İstedin ve başardın kendinle gurur duy.”

Bakmayın bu kadar kolay yazdığıma. Kendime hiç “aferin” demem ben. Hatta geçenlerde kızımı uyuturken “sen dünyanın en iyi annesisin” dedi bana. “En iyi olduğumu sanmam, ancak elimden gelenin en iyisini yapıyorum” diye yanıtladım. Kabul etmedi. “En iyi sensin” dedi. O sırada kendime yaptığım haksızlığı düşündüm. Bıraksana be kadın, bırak, öyle olduğunu söylüyor çocuk, sen elinden gelenin en iyisini yapmak için çırpınıyorsun, kabul et, bir kere de kendini “en iyi” hisset… Neden hep bu yargılama? Neden daha iyisi vardır elbet düşüncesi?
Ne saçma değil mi? Bir yanım kendimle gurur duymamı söylerken diğeri de hep daha iyisinin olduğunu hatırlatıyor. Ama… Ama…
39’umu bitirdiğim bugünlerde aklımda sadece şunlar var:

Çevremde bana aslında çok inanan ama kolayı seçtiği için inanmamayı tercih eden onca insan varken (ve hepsi en yakınlarım) burnumun dikine gittiğim için mutluyum. (Kolayı seçmek nedir? Titri olan, yükselme garantisi olan bir iş yapmak. Bu işi yaparken de hayatından vazgeçmek!)
Çok parayı, süper kariyeri değil, istediğim ve zevk alarak yaptığım işi tercih ettiğim için mutluyum.
Maddi manevi onca zorluğa rağmen “kızımı kendim büyüteceğim” dediğim, zaman zaman dibe batıp sonra kendimi o dipten çıkarmayı başardığım için mutluyum.
Çok sevdiğim, çok kavga ettiğim, çok aşık olduğum, bazen de koşarak kaçmak istediğim bir adamla evli olduğum için mutluyum.
Spor ayakkabılarımla toplantıya gidebildiğim, kimseye bir şey ispatlamak zorunda olmadığım için mutluyum.
Psikoloğa gittiğimi de, gerek annem-babamla gerek kocamla sorun yaşadığımda bunu açık açık dile getirdiğim için mutluyum.
Kavga ettikten sonra aynı yatağa yattığımda hâlâ uyumadan önce ayağımı ayağına değdirerek uyumak istediğim bir kocam olduğu için mutluyum.
Çocuğuma “hata yaptım özür dilerim” diyebildiğim için mutluyum.

KORKULARIM DAHA FAZLA
Anneliğimi göklere çıkarırken bir saniye sonra yere batırabildiğim için mutluyum.
Kimseye değil sadece kendime zarar veren hırsımı törpüleyebildiğim için mutluyum.
Kendimi olduğum gibi kabul etmeyi nihayet başardığım için mutluyum.

Hayatta her şey para demek değil. Evet para önemli. Ama ister 500 metrekare evin olsun, ister 30… İçinde mutlu olduktan sonra her yer Boğaz kenarında bir yalı…
Size de tavsiyem, istediğiniz yolu seçmeniz. Bir süre her şey size karşı olsa da, her tökezlediğinizde her köşeden “ben sana demiştim” diye fırlayan bir kafa olsa da gayret ederek gönlünüzdeki için uğraşın. Başardığınızda aldığınız haz bir tanıdık vasıtasıyla süper maaşlı, süper kartvizitle bir işe girmenin çok ötesinde…

Hep yazıyorum. Yıllarca ayrıldık barıştık, zorlu bir ilişki yaşadık, sonrasına kavuştuk. Bir buçuk sene anne olmak için uğraştım. 19 senenin 18’i didinmekle geçti istediğim iş için. Her şeyi tek başına, onca zorlukla başarmış biri olarak hayat bana daha kıymetli. Korkularım daha fazla. Diğer yandan da “başardım” duygusu öyle yoğun ki, o yaşananlar eskisi kadar acıtmıyor.
Hiçbiri geçmiyor, ancak yaraları kapanıyor. Hâlâ her tartışmada evde “Sen ne yaptın ki bana inanmamak dışında, ilk üç sene umurunda bile olmadı çırpınışlarım” desem de, gece kafamı yastığa koyduğumda içimdeki ses “ama sen istedin ve oldu” diyor.
Ne kadar sürer, ne olur bilmiyorum. Hep böyle gider mi, bir fikrim yok. Tek bildiğim yine aynı şekilde kafama koyduğumu yapacak olmam. Kendim için, kızım için, kocam için, ailem için…

Yorumlara kapalıdır.