Çok Yakında

‘Manyakanne’ kitabının yazarı Şebnem Seçkiner ikinci kitaba göz kırptı: “Evlilik ile ilgili yazmak istiyorum.”

Aralık 5th, 2017 | by Emre Ergül
‘Manyakanne’ kitabının yazarı Şebnem Seçkiner ikinci kitaba göz kırptı: “Evlilik ile ilgili yazmak istiyorum.”
Magazin
0

“Bu kitapta sen varsın, ben varım, bir de hormonlarımız var… Hormon denen illetin bir kadını nasıl ele geçirebildiğini okuyunca, fantastik film izlemekten vazgeçeceksiniz; çünkü gerçekler çok daha inanılmaz…” diyor Şebnem. Sizce haklı mı? Hormonlar size ne yaptı?

Şebnem Seçkiner, bir yıldan aşkın bir süredir Kuzey Gazetesi için yazıyor. O gazete kökenli bir blogger. Şimdi de bloğuyla aynı adı taşıyan kitabı çıktı: Manyak Anne. Diyor ki: “Ben değil, hormonlarım yaptı.” Merak ettik sorduk tabii, hormonlar ne yapmış olabilir ki?

* Çok klasik olacak biliyorum ama herkes çok merak ediyor. Neden “Manyak Anne”?
Manyak kelimesinin Türk Dil Kurumu’ndaki anlamlarından biri “çılgın.” Ben de dedim “madem hormonlara yenik düştüm, madem bir anlamı da çılgın, hadi bu isim olsun.” Hem de ironi yapmak istedim çünkü herkes “en iyi ben bilirim” diyor. Oysa biz kusursuz, mükemmel değiliz. En iyiyi yapmaya çalışıyoruz çocuklarımız için. Abartmamak gerek. İşte ben baktım ki sınırı geçmek üzereyim, bu ismi yakıştırdım kendime. Bazen mesajlar geliyor “Biz manyak değiliz”, “Ne biçim kelime” diye. Tek tek açıklıyorum ben de hiçbir anneye manyak demediğimi. Kızım bile espri olduğunu biliyor artık.

* Kitap fikri nereden çıktı?
Ne yalan söyleyeyim, hep istiyordum. Cesaret edemiyordum. Annem söylüyordu, söylüyordu, “yok” diyordum, “yapamam.” Meğer olabiliyormuş. Yıllarca, gazetecilik yaptım. 20 yaşında başladım Almanca İngilizce çevirmen ve muhabir olarak çalışmaya. Ardından uzun süre dış haberler servisinde görev aldım. Oradan hafta sonu ekleri editörlüğü, sonra da bir aylık derginin yazı işleri müdürlüğü… Dergi ben dört aylıkken kapandı ve ben de başka bir yere geçmek istemedim. Hamileydim ve çocuğumu kendim büyütmek istediğim için tam zamanlı işi bir süre bırakma kararı aldım. Bir buçuk senenin ardından baktım çalışmaya alışan bünye evde çıldırıyor, başka işler denedim. Olmadı. Kızımı emanet edemedim kimseye. Freelance editörlük yapmaya başladım. 2012 yılında blog ve sosyal medya hesaplarımı açtım. Şimdi Facebook sayfamda 125 bin, Instagram’da 70 bine yakın kişi var. Blog yazılarıyla beraber de iş büyüdü. Bu yaz da yollarımız Destek Yayınları ile kesişti. Yazılarımın farkı, blogdakinden daha cesur olmaları. Blogdaki yazılardan çok daha farklıları var kitapta. Nasıl bu kadarına cesaret edebildim, ben bile şaşırdım! Ama madem bir kez başladım, devamı gelecek artık. Kim tutar beni? 😊

* Hamilelik, doğum sürecinde “işte budur” dediğin ne var anlatabileceğin?
Her anne kendini yetersiz hissediyormuş meğer. Tek ben değilmişim. Çünkü herkes o kadar kusursuzu, mükemmeli oynuyor ki bunalıma giriyorsun. Çalışan anne de kendini suçluyor, ev kadını anne de. Hep kendimizde kusur buluyoruz. Oysa büyük bir hata yapıyoruz. Bu duygu bizi yiyip bitiriyor. Bu nedenle de yeni annelere hep “sen en iyisini yapmaya çalışıyorsun, kendini kötü hissetme” demek istiyorum. Bir de dışarıdan sürekli eleştiriler geliyor. En yakınındakinden en tanımadığına kadar sanki herkesin tek işi seni eleştirmekmiş gibi hissediyorsun. Ben yapamadım ama kesinlikle bu sözlere kulakları kapatmak gerek!

* Sence hazır mıydın her şeye?
Öyle sanıyordum ancak bu baskılara hazır değilmişim meğer… Çok isteyerek hamile kaldım. Kitapta da yazdığım gibi zorlu bir sürecin ardından anne oldum. Hazırım zannediyordum. Değilmişim. Kızım doğmadan dört ay önce hala oldum, izledim, gördüm. Sandım ki biliyorum. Ondan önce de kuzenlerime çok bakmıştım. “Oooooo her şey çok kolay” diyordum. Yalanmış. Zaten neye büyük konuştuysam bir bir yaptım. İnsan ancak bebeğini kucağına aldığında anlıyor. Uykusuzluk değil, lohusalık döneminde olanlar zorladı beni mesela. Dış etkenler, sokaktaki teyzeler…

* Hamile kalma sürecini de içtenlikle anlatmışsın. Her erkek kabul etmez bunu?
Neden kabul etmesin? Yaparken iyi ama değil mi? Biz bir sene denedik. Elimde “işte doğru zaman” diye gösteren yumurtalama çubuğu az koşmadım adamın peşinden. Kızdığım zaman küsemezdim o gün “o gün” diye. Zor bir dönemdi. Bir sene sürdü. A baktım hamileyim. Çift yumurta ikizlerine hamile olduğumu öğrendik, 10 gün sonra da düşük yaptım. İşte o zaman çok zorlandım. Her ay, her regl’de ağlıyordum. Geceleri ağlayarak uyanıyordum. Arkın dayanamadı artık, bir gün aldı beni Arkın karşısına: “Kendine gel artık. Lütfen ağlama. Söz veriyorum birkaç ay içinde hamile kalmazsan tüp bebek deneriz” dedi. Tüp bebeği duydum, çözümü duydum ya, rahatladım ve inanır mısınız, o ay hamile kaldım. Birçok kadın-erkek yaşıyor bunu. Sperm testine giden tek Arkın değil ya? Bu nedenle de yazdım. İnsanlar rahatlasınlar, yalnız hissetmesinler diye hep paylaştım. “Öyle ceket atsan hamile kalır” demekle olmuyor bu işler. Ve gerçekten kitaptaki kadar detayı yazmamıştım hiç…

* Peki bize anlat desem biraz yaşadıklarını?
(Gülüyor) Hepsi kitapta var derim ben de. Ama ipucu vereyim azıcık. Aslında bunu Arkın anlatsa, iki ciltlik kitap olur… Önceki düşük nedeniyle endişeli bir hamilelik dönemi yaşadım. Mesela koltukta yanımda kimse oturmasın isterdim, sert oturur bebeğe bir şey olur diye. Hızlı yürümekten bile korkardım. Bebeğim doğduğunda kimsenin kucağına veremedim, bir gün babası biberonu musluk suyu ile yıkadı diye adamcağıza musluk suyu içirdim iki bardak. Kızım ufacık oyun hamuru yedi, ardından ben de yedim. Her türlü deliliği yaptım yani. Daha neler neler var da kitaba kalsın onlar 😊

* Kitabın devamı var mı?
Olmaz mı? Bunu kitabın sonuna da ekledim. Evlilik ile ilgili yazmak istiyorum. Evet bu kitapta da var ancak daha detaylı anlatmak isterim. Çünkü yine annelikte olduğu gibi herkes yine evliliğin iyi yönlerinden bahsediyor, zorluklar konuşulmuyor. Kocama çok aşığım fakat çok da tartışıyoruz, fikir ayrılıklarımız oluyor. İşte bunların hepsini yazmak istiyorum. Özellikle doğumdan sonra “değişen ben” ile birlikte geçirdiğimiz süreci nasıl atlattığımızı anlatmak isterim yeni annelere örnek olması açısından.

* Seni sosyal medyada nasıl bulabiliriz?
Hem Instagram hem de Facebook’ta “Şebnem Seçkiner” ya da “manyakanne” yazmanız yeterli… Çok seviyorum sosyal medya hesaplarımı ve takip eden herkesi. Çünkü ben paylaştığım kadar onlar da bana yazıyorlar. Her bir mesajı tek tek yanıtlıyorum, cevap yazamazsam “beğen” tuşuna basıyorum “gördüm” demek için. Diğer türlü kimseye dönmezsem, cevaplamazsam monolog yapıyor gibi olurum. Tabii sayı arttıkça benim de telefonda geçirdiğim süre artıyor ama yapacak bir şey yok. Gece herkes uyuduktan sonra yapıyorum. Kızım ve kocamla olan zamandan çalmıyorum sosyal medya için.

* İş görüşmelerini anlatmışsın kitapta…
Nasıl anlatmam? Bence bizim ülkemizde “Hem çocuk yaparım hem kariyer” demek için hem aile desteği hem de yatılı bakıcı lazım. Çünkü işe gitmeme, “çocuğum hasta” demek gibi bir lüksün yok. Ya da okul tatil olduğunda evden çalışayım dediğinde sanki uzaylı gibi oluyorsun. Yani tabii aksi şekilde de yapılır ama işte o zaman biz, biz olmaktan çıkıyoruz. Hem kendimizi iyi hissetmiyoruz hem evlilikler büyük yara alıyor.
Ben başaramadım. Daha doğrusu aynı kariyeri sürdüremedim, yön değiştirdim. Tam zamanlı bakıcıya bırakamadım. Eğer aile büyüklerinin desteği varsa, Teknoloji ve mesleğim gereği evden çalışma imkanım varken çocuğumdan zaman çalmak istemedim. Tam zamanlı çalışmayı denedim, çok iş görüşmesine gittim. Kadınların kariyer yapması neden zor biliyor musunuz? Her görüşmede “ikinciyi düşünüyor musunuz” soruları geldi. Yani beni ona göre işe alacaklar. Hangi erkeğe soruluyor bu. Bir soru da şuydu: “Bakıcı gelmezse kocanız mı işe gitmez, siz mi?” Resmen diyor ki, çalışma sen. Ancak o sevgili işverenlere buradan teşekkür ederim, sayelerinde hırs yaptım, işte bunlar oldu. Umarım hâlâ aynı sorularla görüşme yapmıyorlardır…

* Kadınlar bu kitapta ne bulacak?
“Aaaa” diyecekler, “ben de bunu yaptım, yalnız değilmişim.” Sadece anneler için de değil. Anne olmak isteyenler hatta doğum yapanları anlamak isteyen aile büyükleri – eşler de okumalı. Çünkü o lohusalık dönem var ya, işte o zaman bütün yeni annelerin desteğe ihtiyacı var. Ben de o zamanki çıldırmaları yazdım ki herkes anlasın…

* Kıyaslamak… Ne büyük hata değil mi?
Kendimizi sürekli başkalarıyla kıyaslayarak en büyük hatayı yapıyoruz. Onun bebeği ayda şu kadar kilo alıyor, bak o çalışmıyor kendi bakıyor, ay o çalışıyor maddi olarak iyi şeyler yapıyor, bak o organik yediriyor gibi gibi sürekli kıyaslıyoruz… Bundan vazgeçsek herkes daha mutlu olacak. Bir de z önce de yazdığım gibi kimse hatalarını paylaşmıyor, herkes en mükemmel yönlerini gösteriyor. Blogumda yıllardır yazan bir cümle vardır. “Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım” diye. Buna sonuna kadar inanıyorum.

* Peki biz yurtdışındane kitabı nasıl alacağız?
Çok basit. http://www.tikla24.de/kitap/sebnem-seckiner sitesinde satılıyor. Kitabın arka sayfalarında boşluk doldurmacalar var. Okuyan bütün kadınlar doldursun ister bana mail atsın ister Instagram’da etiketlesin. Herkesin yorumunu bekliyorum. Geliyor da. Her gün gerçekten onlarca mesaj alıyorum… Tek tek de okuyorum hepsini. Bir kez daha görüyorum ki hepimiz, aynı şeyleri yaşamışız. Yaşasın paylaşmak!

ŞEBNEM SEÇKİNER KİMDİR?
Şebnem Seçkiner, 1978 yılında İstanbul’da doğdu. Avusturya Lisesi’nin ardından İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesini kazandı bir sene sonra, 1998 yılında Sabah gazetesinde Mimoza dergisinde Almanca Türkçe çeviri yaparak işe başladı. Ardından muhabirlik, editörlük derken Dış Haberler Servisi’ne geçti. Dış Haberler’deki uzun soluklu çalışmanın ardından 2003 yılında Vatan gazetesi hafta sonu eklerine transfer oldu. 2006’da Madame Figaro Yazı İşleri Müdürlüğü görevine getirildi, 2009 Eylül’de, 4 aylık hamileyken dergi kapandığında çocuğunu kendi büyütmeye ve bir süre işe ara vermeye karar verdi. Ancak bir buçuk sene evde oturduktan sonra freelance çalışmaya başladı. Şimdi hem kendi blogu manyakanne.com hem de çeşitli dergiler ve gazeteler için yazıyor. Yani 1998 yılından bu yana yazıyor…

KİTAP HAKKINDA
Eşiyle çocuk sahibi olmaya çalışırken yaşadıkları…
Her yeni annenin aklından geçenler, değişen hormonlarıyla başına gelenler…
Anne olmadan önce büyük konuştuğu her şeyi tek tek yapanlar…
Yaşanan bir düşükten birkaç ay sonra gelen hamilelikteki tüm endişeler…
Çocuğu oyun hamuru yedi diye aynı renkten ağzına bir miktar atanlar…
İş görüşmelerindeki “İkinciyi düşünüyor musunuz?” sorusunun ardından çıldıranlar…
Sokaktaki teyzelerin soruları nedeniyle saç baş yolanlar…
Çocuğun burnu aktığında “Google”a bakıp felaket senaryoları yazanlar…
“Of bunları ben mi yapıyorum, hormonlarım mı?” diye düşünenler…
Okurken kâh kendinizi görecek, kâh “Nasıl yani, böyle anneler mi varmış?” diyeceksiniz. Garanti olan tek şey, eğleneceğiniz.

Yorumlara kapalıdır.