Çok Yakında

Kendi hayallerimi kendim yıktım: 2017’de bakın neler yapacağım!

Ocak 14th, 2017 | by Şebnem Seçkiner
Kendi hayallerimi kendim yıktım: 2017’de bakın neler yapacağım!
Yazarlar
0

(Şebnem Seçkiner’in, nam-ı diğer Manyakanne’nin Kuzey’in Ocak sayısı için kaleme aldığı yazısıdır…)

Şimdi her yeni yılda ne yapılır? Yeni karalar alınır, insan kendi kendine hatalarını tekrar etmeme sözü verir.
Önce de sağlık isteriz. Her zaman da birinci sırada o. Ama başka şeyler de geçiririz aklımızdan. Gönlümüzden… Hatta gözlerimizi kapatıp hayalini bile kurarız. Çok sık yapıyorum bunu ben. Bünyeye de şahane geliyor.
Hadi ben de vereyim. Şimdi bu yazıyı yazarken, sizlerin eşliğinde o kararları vereyim. Ben yazdıkça, iç sesim de cevap yazsın. Hep söylüyorum bloğumda da içimde sürekli birbiriyle çatışan iki kadın var diye. Hem İkizler burcuyum hem de kendimle yetinmeyen bir insanım.
Ne zaman neyi daha iyi yapmam gerektiği konusunda öyle zorluyorum ki bünyeyi, alın işte içimde susmayan biri oldu sayesinde. O kadın var ya yiyip bitiriyor beni. Cır cır cır, bır bır bır, bla bla bla. Yorulmuyor da!
Neyse. Hayallerime gelince…

– Bu sene mesela işi daha az kafaya taksam?
Aslında bunu yazarken kendime güldüm. 20 yaşımdan bu yana affedersiniz ama eşek gibi çalışıyorum. Boş oturmayı kendime haram görmüşüm. İşi takmamak ne mümkün? Bir kere “kendi paramı kazanmalıyım, babamdan – kocamdan almamalıyım” yerleşmiş ruhuma, gitmiyor. Artı hayat şartları için kazanmak gerektiği de bir gerçek.

– Arkın’a dır dır yapmayacağım.
Yok içimdeki ses, sus sen. Valla yapmayacağım. Eskisi gibi değilim de zaten. Dır dır yaptığım için suçlu olan ben değilim, yanlış anlaşılmasın. Artık kocamın ne demek istediğini anlıyorum çünkü. Her kelimesinde art niyet aramıyorum. “Acaba şunu mu demek istedi” diye düşünmüyorum. Erkek işte nihayetinde. Ne hissediyorsa onu söylüyor. Anlam arama Şebnem, önüne bak.

– Irmak’la daha çok oynayacağım.
İç ses devrede, “kendine haksızlık etme kadın.” Doğru. Zaten fazlasıyla oynayan bir anneyim. Daha ne yapacağım?

– Herkesi kendim gibi sanmayacağım.
Evet bunu kesin yapmalıyım. Kazık yiye yiye bir hal oldum. Her tanıştığımı kendim gibi sandım, sonra oturdum popomun üstüne. Yok. Bu kez biriyle tanışında direkt 100 puan vererek başlamak yok o arkadaşlığa.

– “İş aramayacağım, o beni bulsun.”
Düşünmeyi geçtim, bu cümleyi yazması bile keyifli. Yok ama gerçek değil ne yazık ki… Aramayan bulmuyor.

– Mütevazi olmayacağım.
Kesin kararım, olmayacağım! Bak iç ses “yapamazsın” diyor. Göreceğiz…

– Daha çok yemek yapacağım.
Kahkaha attım bunu yazarken. Öyle bir şey de yok. Akşama kuşbaşı çıkarmıştım buzluktan. Annem “bu akşam yemeğe gelin” diye aradı. Aynı hızda kaldırdım dolaba. Hiçbir yemek fırsatını kaçırmamaya devam edeceğim. Yine ıspanak, katıklı dolma, kapuska (ikisinin en sevdiği yemekler) üçlüsüne devam.

– Acaba daha mı az kavga ederiz sevgili kocayla?
Bu, sadece bana değil ona da bağlı. Bir susarım, iki susarım, 3’te patlarım yine. Ama en azından iki kez susarım. O da mesela sabah 10.30’da arayıp “ne yemek var” diye sormasa, ben evden çalışırken, bir şeyler yetiştirmeye uğraşırken “e nasıl olsa evdesin” demese, sürekli “ben akşam çocuklarla yemek yiyip öyle geleceğim” cümlesini kurmasa…

– Irmak’a daha az “hadi” diyeceğim.
Bu çağın sorunu sanırım. Sürekli koşturma ve bir yerlere yetişme halindeyiz. Hep acele hareket ediyoruz. Bunu çocuklarımıza yansıtmak istemesek de elde değil, insanız, bal gibi yansıtıyoruz. Bir dönem “her hadi deyişimde kumbaraya 1 TL atacağım” demiştim, bloğuma da yazmıştım. Başardım. O paralarla ne yaptık? Gittik miniş aldık. Sabah kalkış 7.50, servis geliyor 8.10’da. yine 20 dakikada iyi hazırlanıyoruz (kahvaltı okulda) fakat en az 50 kere “hadi” diyoruz. “Hadi çişini yap, hadi dişlerini fırçala, hadi ayakkabını giy…” Daha az söylemeyi başarır mıyız acaba?

– Mutlu olmak için daha çok neden bulacağım.
Bu hepimiz içi bir zorunluluk. Kolay günlerden geçmiyoruz ancak bir yerinde ışık görmemiz lazım. Yoksa toparlayamayız bünyeyi.

– Psikoloğum dönmüş olacak, ona koşarak sarılacağım.
Gitti, bir sene yok. Eylül 2017’de gelecek. Ve ben ona koşarak sarılacağım. Çünkü bana çoook iyi geliyordu. Rahatça konuşabilmek, konuşurken kendini görmek…

– Daha çok seyahat edeceğim.
İşte bu gerçek. Her yer de pahalı değil ki. Yanı başımızdaki bir şehre gidip bir gece kalsak fena mı olur? Hepimize ilaç gibi gelir.

– Televizyonu evden göndereceğim.
İç ses benimle dalga geçiyor. Arkın buna hayatta izin vermez. Beni gönderir, televizyondan vazgeçmez. E ne yapalım, hayal de mi kurmayalım?

Yorumlara kapalıdır.