Çok Yakında

Kararlar ve sonuçlar

Mart 21st, 2017 | by Ümit Demirci
Kararlar ve sonuçlar
Yazarlar
0

(Ümit Demirci’nin Kuzey’in Mart sayısı için kaleme aldığı yazısıdır…)

Alejandro Gonzalez Inarritu’nun yönetmenliğini yaptığı; Brad Pitt ile Cate Blanchet’in başrollerini üstlendiği 2006 yılı yapımı “Babel” filmi çok önemli dersler verir hayata dair. İki kardeşin Fas’ın çorak çölünde ellerindeki tüfekle oynarken yaptıkları ve bunun sonucunda dünyanın diğer ucunda Amerika, Meksika ve Japonya’ya dek sebep oldukları olaylar… Ortaya çıkan trajediler, gözyaşları ve bazıları için mutlu son.

Dünyanın şu anki durumu tam da böyle aslında.
Dünya ülkelerinin liderleri, kendi ülke çıkarlarına uygun olduğunu düşündükleri bir takım kararlar alıp uyguluyorlar. Ve bu kararlar öyle yeni sonuçlar ortaya çıkarıyor ki, bunlar bazıları için başlangıç oluyor bazıları için son.

Dünya egemen güçlerinin bu tutumları nedeni ile şu anda kaç milyon yeni işsiz ortaya çıktı, kaç milyon insan evlerinden barklarından oldu kimse düşünmüyor bile.
ABD Başkanı bir sabah kalkıp bir ‘tweet’ atıyor. Bu ‘tweet’e karşılık bir otomobil üreticisi firmanın CEO’su Meksika’ya yapılacağı 1.6 milyar dolarlık yatırım kararını iptal ediyor. Bu karar sonucunda burada binlerce iş imkanı ortadan kalkıyor dolayısıyla. Ve bu binlerce işe girecek insanın aileleri ve harcamalarını da göz önüne alırsanız, bir ‘tweet’ tüm dünyayı etkiliyor işin sonunda.
Dünya ekonomisi hiç olmadığı kadar globalleşmiş durumda. Ekonomiler bu kadar globalleşirken, maalesef halklar ve insanlar daha fazla kabuklarına çekiliyorlar.

Suriye’de yine birilerinin verdiği karar ile bir savaş başladı. Başlayan savaşın en acı fotoğrafı sahile vurmuş cansız bedeni ile Aylan bebekti. Sonra ambulans da ne olduğunu anlamaya çalışan Umran…
Ama ülkeler sadece başlayan savaş ve sonrasında ortaya çıkan mülteci krizine dikkat kesildi. Pazarlık masalarında konu başlığı oldular; hiçbirisi neyin parçası olduğunu anlamadan.
Avrupa ve dünya bunları görmezden gelirken, Türkiye plansız programsız da olsa kucak açtı insanlara. Ama bunun sonunda Türkiye’de hangi evler şu an işsizlik belasıyla boğuşuyor bilinmez. Bilinen şu ki, işsizlik oranları işsizlik oranları Mart 2010’dan bu yana en yüksek oran olan 12.1’e yükseldi.
Tüm bu savaş yanı başımızda olurken ve terör ile mücadele etmeye uğraşırken biz; dolar kuru Ağustos sonunda 2,90’larda seyrederken 4’lere ulaştı. Gün içerisinde alışıyorsunuz bu rakamlara. Döviz kurunun 3 olması 4 olması aslında bu şekilde hiçbir şey ifade etmiyor. Ama şu şekilde düşünürsek, sanki daha gerçekçi olacak.

Dolar kurunun 2,90 olduğu seviyede yatırım yapan, istikrar ve politikalara güvenen bir yatırımcı 1 milyon dolarlık makine yatırımı yapmış olsun. Makineleri de dolar bazında borçlanarak almış olsun. Bunun anlamı şudur: Bu yatırımcımızın bu kur ile borcu 2.900.000 TL’dir. Ancak dünyadaki yetkili birileri bazı kararlar alır, yapar söyler veya tam tersi birisi o gün beklentisini değiştirir ve dolar alır… Sebebi ne olursa olsun çok önemli değil; kur 3,90 olduğunda bu yatırımcımızın borcu artık 3.900.000 TL olur. Aradaki fark geçen 4 ay içinde 1.000.000 TL…

Bu yatırımcımızın bu yatırımını değerlendiren kredi kuruluşları kredi vermekten vazgeçerler ya da verdikleri paraya karşılık aldıkları teminatlara ilave isterler. Veya paralarının iadesini talep ederler.
Bu olay söz konusu şirketin kar kaybına daha fazla çalışmak zorunda kalmasına, küçülmesine ve hatta iflas etmesine yol açabilir. Ve iflas ettiğinde firmalar ortaya bir çok alacaklı ve işsiz insan çıkar.
Yeni nesil finansçıların hepsi hemen “hedging”i gündeme getirir. Yani ters pozisyon ya da sigorta diyelim kısaca buna. Ben en çok da buna gülüyorum. Tam da “Araba devrildikten sonra akıl veren çok olur” yaklaşımı bu. Bakıyorum birçok banka daha risklerini “hedge” edememiş. O anlı şanlı bankalar, Türkiye ile ilgili her hafta ya da ay, 2017 yıl sonu beklenti kurunu revize ediyor. Bunlar dünyanın akıl hocaları ne yazık ki…

Daha geçen ay konuşulan doların 6-7 TL olacağıydı. Bizde en çok ekonomist ve futbol yorumcusu var. Biten günün, ayın, yılın ve maçın ardından konuşmak çok kolay. Tek dayanakları da insanların unutkanlıkları. İnsanlar maalesef hatırlamıyorlar bile aynı kişinin 3 ay önceki düşüncesini.
Hayretle izlediğim ise herkesin gözü önünde cereyan eden şeyleri bile o kadar başarılı şekilde sunuyorlar ki; basbayağı katliam, insanlık suçlarının adı özgürleştirme oluyor.
Geçen gün Trump’ın söylediği bir yalan için; “Hayır yalan değil, alternatif gerçeklik sundu” dediler. Sözün bittiği yer…

Artık ben ülkeleri yönetenlerin alenen insanların akıllarıyla dalga geçtiklerini düşünüyorum. İnsanlar hamsterlar gibi sunulana ulaşabilmek için, koşturup duruyorlar aynı çarkın içinde. Ve maalesef bu koşuşturmada hayattaki asıl ihtiyaçlarının dahi ne olduğunu bilemez olmuş durumda.
Ülkemiz politikalarında turizmden imalattan enerjiden sonlara atılmış maalesef tarım ve hayvancılık aslında bizim geleceğimiz. Yiyecek olmadan içecek su bulamadan, bankalardaki dijital sayıların hiçbir anlamı yok. Hiçbirimizi tahvil ya da hisse senetleri kurtaramayacak.
Dünyada lider olduğumuz tek alan fındık üreticiliği. Türkiye, toplam dünya üretiminin yüzde 75’ini, ihracatının ise yüzde 70-75’ini gerçekleştirmektedir. Türkiye’de 550-600 bin hektar alan üzerinde üretimi yapılan fındık ile dolaylı ve dolaysız olarak 4 milyon insan ilgilenmektedir.
Ama ne yazık ki dünyada lale denince akla Hollanda, İtalya denince pizza, kahve denince Brezilya gelirken, dünyada böyle bir algı oluşturamamışız.

Ve üstüne bir de sattığımız fındıktan yapılan ürünleri çok daha fazla para ödeyerek geri alıyoruz.
Dünya özellikle artan nüfus ve buna paralel ortaya çıkan ihtiyaçlar nedeni ile her alanda alternatif çözümler arıyor. Çin üretimi ve geliri düştükçe nüfusun ihtiyaçlarını gidermek ya da desteklemek de daha da zorlanacak. Birçok ülkede ciddi yatırımlar ve satın almalar yapıyorlar. Dünya nüfusunun yaklaşık beşte birine sahip olan Çin’in ekilebilir toprak alanı açısından dünyadaki tarım alanlarının yüzde 9’una sahip. Bu nedenle diğer ülkelerde kiralama veya satın almalar yapıyorlar. Çin’in ciddi miktarlarda tarım arazileri satın aldığı ülkelerin başında Ukrayna, Brezilya, Arjantin, ABD ve Afrika geliyor. Ukrayna’da 50 yıllığına kiraladıkları tarım arazisinin büyüklüğü Belçika yüzölçümüne eşit.
Artık dünya çok ciddi dönüm noktaları yaşıyor şu sıralar. Gerçekten sağduyulu ve aklın ön plana çakması gereken zamanlar.
Bir politikacının size o an hoş gelen her kararının sonucunda bilin ki; ülke içinde veya dışında birileri zengin oluyor, fakirleşiyor, evini, barkını, ülkesini kaybediyor ve de ölüyor…

Yorumlara kapalıdır.