Çok Yakında

EKONOMİK SAVAŞ, SAVAŞ EKONOMİSİ

Şubat 16th, 2017 | by Ümit Demirci
EKONOMİK SAVAŞ, SAVAŞ EKONOMİSİ
Yazarlar
0

(Ümit Demirci’nin Kuzey’in Şubat sayısı için kaleme aldığı yazısıdır…)

21’inci yüzyılda çok enteresan olaylara şahit olduk. Neredeyse yüzyılda bir olan güneş
tutulmaları, 68 yılda bir Ay’ın Dünya’ya en yakın olduğu an, harekete geçen yanardağ
ve buna bağlı olarak uçuşların dahi yapılamaması, depremler, tsunamiler… Yaşlı dünya yüzeyi hâlâ oluşumunu sürdürüp denge bulmaya çalışıyor. İnsanoğlu da özellikle teknoloji çağı ile birlikte, hıza dayalı ve çok çabuk tüketen bir iletişim süreci yaşıyor.

Steve Jobs demiş ki; “İnsanlar çoğunlukla siz onlara gösterene kadar ne istediklerini
bilmiyorlar. İnsanlar hayal etmiyorlar. Kurgulanmış hayalleri yaşıyorlar aslında…”

İnsanlara kurların düşmesi gerektiği veya çıkması gerektiği anlatılıp bir tarafa
inanmaları sağlanıyor. Artık kriz bitti deniliyor, daha çok harcamaları sağlanıyor. Ya da kriz riski artıyor deyip, tasarrufa yoğunlaşmaları… 2008 yılında battı denilen tahvilleri artık çöp statüsü ile ‘not’lanan İzlandalar, Yunanistanlar şu anda bizden daha refah ve yaşanır oluveriyor bir anda. Türkiye enflasyonla boğuşuyor, Japonya deflasyonla.
Birinin vatandaşı harcamıyor, diğerininkinin tasarrufundan çok harcamasına engel
olunamıyor.

Dünya devi ABD daha fazla içe dönük bir süreç yaşamak için kolları sıvamış
durumda. Devin yeni lideri Donald Trump. Kimlerine göre şaka gibi bir lider adayıydı.
Nedense dünyanın sayılı zenginlerinin başında gelen Trump’ı, bomboş biri olarak
lanse ettiler başta. Ama şu an en azından ne kadar iyi bir tüccar olduğu konusunda
herkes hem fikir. Ve en önemlisi Twitter ile yönetiyor ülkeyi. Bir tweet ile dev otomobil
firmaları yatırım kararlarını bir gecede değiştiriyor. Daha koltuğa oturmadan 12 milyar dolarlık yatırımı ülkesine çekmeyi başardı.

ABD’nin dünya sahnesinin her çekildiği bölgesini de başka bir dev dolduruyor.
Suriye’de Rusya, Meksika’da Çin. En büyük petrol arama faaliyetini Meksika’da Çinli
bir şirket aldı.

Çin’in son büyüme rakamı 6.9 olarak beklentilerin üzerinde gelişti. Azalan dünya
tüketimine çareyi onlar da iç dinamiklerine dönerek çözmeye çalışıyorlar. Ancak
burada en büyük tehlike diğer ülkelerin yaşadığı ile aynı. Halk daha iyi bir refah
düzeyi yakaladığı an, artık süreç geri döndürülemez. İnsanları arabalar teknoloji ve modernizasyon ile tanıştırdığınız zaman artık yönetmek de daha zorlaşıyor. Bilgi
sahibi insan sorgulamaya başlıyor.

Avrupa Birliği ise dağılmanın eşiğinde. İngiltere ile başlayan Brexit süreci İtalya’ya
sıçradı.
Almanya ciddi krizlerle boğuşurken, Fransa’dan da birlikten çıkış söylemleri
duyulmaya başlandı. Ve hatta 10 yıl gibi bir süre bile biçildi son olarak.
Ve asıl bombayı yine Başkan Trump patlattı. “Artık herkes kendi savunmasını kendisi
yapsın. Biz kimseye savunma desteği vermeyeceğiz.” Savunma harcamalarında da üretici firmalardan ciddi indirimler ile üretim yaptırma taahhüdünü aldı bile.

Bugüne kadar demokrasi götürüp ülke inşası ile kendi ekonomisini kalkındıran
Amerika şimdi asker ve savunma sanayi bakımından ciddi olarak geride kalmış Avrupa’ya, Ortadoğu ülkelerine daha da fazla silah satarak üretimine ve ekonomisine katkı sağlayacak.
Çin ciddi oranda ABD tahvil satışı yaparak son zamanlarda en fazla ABD tahvili almış
ülke konumunu tekrar Japonya’ya vermiş oldu. Önümüzdeki dönemde ciddi bir tahvil
savaşı olacağı neredeyse aşikar. Bunun olması öyle hafife alacak sonuçlar da
doğurmayacak, o da kesin.

Ekonomik savaş kaybedilirse, savaş ekonomisi ile yüzleşmek zorunda kalırız. Türkiye tam da bu çemberlerin ortasında hem savaş ekonomisini hem de ekonomik savaşı her haliyle yaşıyor. Ancak konunun ciddiyeti ne vatandaş ne de politikacılar tarafından idrak edilmiş değil. Maalesef popülist dolar/kur açıklamaları ve şovlarıyla savaş veriliyor.

Herkes şov amaçlı dolar satıyor da; kimse bu doları satıp TL’ye dönen kurumlara şu
soruyu sormuyor: “Yahu kardeşim senin dolar gelirin yok, borcun yok, neden dolar
taşıyordun o zaman?”
Atılan en akılcı adım ihalelerin TL’ye dönülmesi oldu. Sonuçları tartışılır ama ülke parası ile ihale yapmanın 2 sonucu var. Birincisi kendi paranızın itibarı açısından önemli buluyorum. İkincisi de bu tip ciddi kur hareketleri olduğu dönemde ihaleyi kazanmış firmalar yaşadıkları kur zararı nedeni ile daha işe başlamadan iş zarar dönüyor. Firma da teminatı yakmayı göze alıp işi yapmaktan vazgeçiyor.

Bizim bu kadar cephemiz varken tüm komşularımızla çeşitli sorunlarımız varken ve bir de zamanlaması tartışılacak bir Anayasa değişiklik süreci. Tek partinin iktidarda olduğu bir anda gereksiz bir referandum ve erken seçim gündemi oluştu.

Ekonomi durma noktasına gelmişken durduk yere bir cephe daha açılmış oldu.
Tüketici güven endeksi yüzde 68’lere inmiş durumda. Bunun anlamı insanlar geleceğe güvenemedikleri için yatırım da yapmıyor, harcama da. Büyük firmalar birer birer mali sorunlar yaşamaya başladılar. Bankalar şube kapatıyor ve firmalar büyük AVM’lerdeki mağazalarını kapatıyorlar.
Hükümetin en önemli gündemi ekonomi olması gerekirken; biz de maalesef, terör ve Anayasa süreci birinci sırada.

Görünen o ki savaşlar da mutasyona uğrasa da sebebi hep aynı: Ekonomik.
Sonra altı insan hakları ve bağımsızlık gibi değerlerle dolduruluyor. Ama önce ekonomik işgale uğruyorsunuz. En zayıf anınızda da topraklarınız gidiyor elinizden.
Sonrası da bağımsızlık mücadelesi veriliyor. Bu arada ya parçalanıyor ve çeşitli devletler haline getiriyorlar sizi ya da doğrudan bağımlı bir ülke haline getiriyorlar.
Son yıllarda savaşlarla ya da savaşsız çok örneği görüldü bunun. Balkanlar’da yaşandı, Ortadoğu’da yaşandı. Rusya’da yaşandı.
Biz, ancak güçlü iletişime açık, herkesi ve her kesimi kucaklayan, anlayan bir
yönetim ile bu ekonomik savaşı kazanabiliriz.

Yorumlara kapalıdır.