Çok Yakında

Doğumdan sonra karı-koca ilişkisi

Ekim 24th, 2016 | by Şebnem Seçkiner
Doğumdan sonra karı-koca ilişkisi
Yazarlar
0

(Türkiye’nin en çok okunan annelik yazarı Şebnem Seçkiner, nam-ı diğer Manyakanne’nin Ekim ayı sayısı için kaleme aldığı yazısıdır…)

Eğer hamileyseniz ya da yeni doğum yaptıysanız lütfen okuyun, hatta eşinize de okutun… Önce şunu bilmelisiniz ki, doğumdan sonra sorun yaşayan tek çift siz değilsiniz. Gittiğim bir semineri sizlerle paylaşmak istiyorum. Hem de özel olacak ama kendi hayatımdan örnekler vererek…

Hatalarımla yüzleşmeyi ve onları çözmeyi seviyorum. Çok severek evlendim mesela… Gazeteden eve koşarak dönerdim sevdiğimi görebilmek için. Tabii ki tartışmalarımız olurdu ama hemen çözülürdü. Ne zaman ki çocuk istedik, ne zaman ki uzun süren bir deneme sürecine girdik, o zaman benim hormonlarım bünyeyi ele geçirdi. Her adet görüşümde ayrı bunalıma giriyor,  başka konu konuşmuyor, burnundan getiriyordum. Özellikle yaşadığım ikiz gebelik düşüğü sonrası zaten kendimi tanıyamaz hale gelmiştim. Neyse ki çok kısa bir süre sonra kızıma hamile kaldım. Fiziksel olarak rahat ancak zihinsel olarak zor bir hamilelik yaşadım. Ya tekrar düşük olursa korkusu, sürekli bir şey olacak duygusu ile kaba tabirle adamı yedim bitirdim. Koltuğa sert otursa söyleniyordum çok salladı diye. Siz düşünün artık ne kadar çekilmez bir boyutta olduğumu. Doğumdan sonra da kendime bir dünya kurdum: Kızım ve ben. İlk altı ay başka kimseyi gerçekten umursamadım. Böyle sırf kendim yazdığıma bakmayın. Onun da hataları oldu. Anlaması imkansızdı biliyorum ancak anlamaya çalışmadı, anlamaya çalıştığını göstermedi. Sadece “bir şey olmaz” deyip konuyu geçiştiriyordu.

ANNEM UYARDI

Sezaryen istediğimi duyunca, “normal doğur” diyordu. Ben arkadaşlarımla çıkıyorum deyip gidiyordu… Gibi gibi… Hatta doğumdan sonra unutmuyorum annem aldı beni karşısına: “Bak kızım. Deli gibi aşık evlendin, şimdi lütfen kendine gel ve bir kocan olduğunu hatırla. Çocuk uyurken başında bekleme, git kocanın yanında otur” diye diye toparladı beni. İki saat anneme bırakıp çıktığımız da oldu. İlişkimizi güçlendirmek adına.

EŞİNİZLE OKUYUN!

Biz de birbirimizi epey yıprattık doğum sonrasında. Şükür ki toparladık. Geçen yıl çok faydalı olduğuna inandığım bir seminere katıldım. Uzman Psikolog Fatma Tosuntaş’ın “doğumdan sonra anne-baba ilişkisi”ni anlattı bize… Keşke bu seminer ben doğurmadan önce olsaydı. Belki o zaman öyle gergin süreçten geçmezdik. Eğer hamileyseniz ya da yeni doğum yaptıysanız lütfen okuyun, hatta eşinize de okutun… Hatta ilk olarak annenin sürekli kendini yetersiz hissetmesinden, çevre tarafından da böyle hissettirilmesinden bahsetmek istiyorum.

YETERİNCE İYİ ANNE OLDUĞUMU NASIL ANLARIM?

Anne baba olmak fedakarlık değil, sorumluluktur.  Fedakarca bir şey yapma her zaman karşılığını beklemeye sebep olur. Verdiğim şeylerin sorumluluğun aldığımda verdiğim şey gerçekten o zaman faydalı olur. Yeterince iyi anne, kendi duygu ve sevgilerine güvenen, bebeğiyle bir olabilen, bebeğini tanımaya odaklı, her bebeğin ihtiyaçlarının farklı olduğunun farkında olan, bir sorun oluştuğunda çözüm bulacağına güvenen ve sorumluluk alan annedir!

YANLIŞ İNANIŞLAR NELERDİR?

1. Sağlıklı bebek kilolu bebektir. (Ah şu dış sesler. Ah)

2. Kilolu bebek annenin çocuğunu iyi beslediğinin göstergesidir. (Irmak kilo olarak hep alt sınırdaydı. Kendime yaptıklarımı bir ben bilirim bir de Allah)

3. İyi anne çocuğunun her ihtiyacını karşılayan annedir.

4. İyi anne bebeğini ağlatmayan annedir.

5. Hemen bebeğe alışmalıyım.

6. Daha önce hiç anne olmadım fakat en iyisini bilmeliyim ve hiç hata yapmamalıyım.

7. Mükemmel anne olmalıyım. (Öyle biri var mı acaba?)

8. Mükemmel ya da iyi anneler hiç sorun yaşamazlar.

9. Bebek doğduğunda eski düzenimiz aynen devam etmeli. Eğer eski düzeni koruyamazsam, ben yetersiz biriyim.

10. Bebekle ilgili hiç olumsuz duygu beslememeliyim.

LOHUSALIKTA EŞ DESTEĞİ

Fatma Tosuntaş’ın en sevdiğim cümlelerinden biri “lohusalık döneminde erkeklerin eşlerine mutlaka destek olmaları” gerektiği idi. Bir süre kendilerini ikinci plana atıp, eşleriyle ilgilenmeleri tavsiye ediliyor. Tabii ki onlar da sorun yaşıyorlar ancak bir süre anneye destek olsalar fena mı? Çünkü anne hassas, alıngan… Erkeğin dile getirdiği bir sorun, farklı şekilde algılanabilir. Ki biz bunu yaşadık ne yazık ki doğumdan birkaç gün sonra. Doğum muhteşem bir duygu. Bir yandan da neymiş biliyor musunuz?“Bir kriz.” Bu krizi atlatmanın en güzel yanı da şuymuş: Anne bebeği beslemeli, baba da anneyi… Babanın anneyi beslemesi tabii ki duygusal olarak. İşte bu yapılırsa ilk zamanlardaki kaos, gerginlik ortadan kalkıyor. Çünkü hepimizde aynı telaş yaşanıyor: “Hayatım olduğu gibi devam etmeli, değişiklik olmamalı.” Oysa öyle mi? Düzen kurulması zaman alıyor. Bu zamanda da çiftlerin birbirine desteği bir gereklilik.

şebnem seçkiner1

ALIŞMA SÜRECİ

Bizlerin yaptığı en büyük hata ise şu: Gerek uyku saati gerek beslenmesi konusunda hep öğrendiklerimize bakarak karar vermek, onun yapması gerekenleri kafamızda oturtmak.  Mesela “şimdi şu kadar süt içmeli” demek gibi. Oysa bu bizim elimizde değil. Ve biz kafamızda ne kadar plan yapıyorsak ve bu planların dışında ne kadar çıkılıyorsa, bir o kadar artıyormuş endişe seviyemiz. Bu da aynen bebeğe yansıyormuş. Biz bebeğe alışırken bebek de bize bir alışma sürecinden geçiyor aslında. Ve evet ona zaman tanımamız gerekiyor.

Seminer sırasında güzel bir çalışma yaptık. Tosuntaş bizi ikişerli gruplar halinde oturttu ve “birbirinize bakın” dedi. Biz arkadaşımla karşı karşıyaydık. Baktım, ama konuşmak istedim, dokunmak istedim. Güldüm. Konsantre olamadım. Bunu eşlerimizle yapmamız gerekiyormuş. “Bakıp onun duygularını anlamaya çalışmak.” Bunu şimdi dönem dönem Arkın’la yapıyoruz. Kesinlikle çok faydalı oluyor.

‘KONUŞUN, İSTEKLERİNİ ANLATIN’

Tosuntaş konuşurken bizim aslında nasıl krizler yaşadığımız çarptı suratıma. Oturduğum yerde gülüyordum ancak aslında ağlamak istiyordum. Çünkü “eşinizin ebeveyni olmayın” dedi. Güzel dedi de ben oldum bile. “Ayakkabılarını kaldırdın mı, Irmak’ın suyunu doldurdun mu, banyonun ışığını kapattın mı? Yeter artık televizyon seyretttiğin çocukla oyna biraz…” O kadar çok anne moduna girmişim ki, resmen ebeveyni olmuşum kocamın. Keza o da. Öyle sormamamız gereken sorularla yaşıyormuşuz ki…

Tosuntaş dedi ki, “Konuşun. Birbirinize isteklerinizi anlatın.” Ve söylediklerine göre birbirimize liste yapmalıymışız istediklerimize dair. Karşılıklı. İki haftada bir de bir maddeyi yerine getirmeliymişiz. Bunu deniyoruz. Hatta ben kendi adıma, ilişkimiz adına bir sene terapiye gittim.
Hem yetersizlik hissini üzerimden atmak hem de içten içe beni yiyen ve evliliğimize yansıyan sorunları çözmek için. Konuşma tarzını değiştirmek bile öyle etkili ki. “Bana bunu yaptın, şöyle kötüsün böyle kötüsün” demek yerine “kendimi kötü hissediyorum, çünkü…” ile başlayan sakin bir cümle kurmalıymışız. Suçlamadan. Kendi duygularımızı ön plana çıkartarak.

Şimdi bazı başlıklardan örnek vermek istiyorum:

HAMİLELİK VE LOHUSALIK SÜRECİ

· Özellikle annenin eşinin ailesiyle yaşadığı sıkıntılar varsa, lohusalık döneminde ziyaretlerin kısa tutulması öneriliyor. Sonraki süreçte eşler birlikte tekrar oturup konuşabilir.

· Çoğu çift bebek doğduktan sonra ortay acıkan krizleri ve üçüncü kişileri yönetememeleri nedeniyle büyük yaralar alıyor.

· Lohusalık çok özel bir dönem. Anne bu dönemde çok savunmasız hissedebilir. Anne çok kırılgan ve hassas olabilir bu dönemde. İşte bu yüzden babanın anneye desteği çok önemli.

· Erkeğin özellikle lohusalık döneminde eşinin kırılganlığını bilerek annenin hassasiyetlerine özen göstermesi önemli. Fakat babanın yaşadığı sıkıntıları dillendirmesi ve onları çözmek için sorunları ortaya çıkarması lohusalık döneminde yapılacak son şey. Bu dönemde sorunlar ertelenmeli.

· Bir bebeğin doğumu çok güzel olmakla birlikte aynı zamanda bir krizdir. Aileye yeni bir üyenin katılması eski düzeni tamamen değiştirir. Eşlerin birlikte yeni bir düzen oluşturmaları, bebeğe alışmaları zaman alır. Eski düzenimiz değişmesin ya da bir an önce eski düzene dönelim beklentisi büyük kaygı yaratır.
 
NE YAPABİLİRSİNİZ? REGÜLASYON (EŞLERİN BİRBİRLERİNİN DUYGULARINI DÜZENLEYEBİLME) YOLLARI

· Birbirinizi sabahları sarılarak ve güler yüzle uğurlayın ve akşam tekrar buluştuğunuzda yine sarılarak bağlantı krun.

· Birbirinizin gözlerinin içine bakarak konuşun.

· Birbirinizin bedenlerini iyi takip edin.

· Eşlerden biri kendini kötü hissediyorsa diğeri onu rahatlatmalı.

· Dokunun, gülümsetin…

Ayrıca, önerilere ve başkalarının fikirlerine açık olun ancak elekten geçirmeden uygulamaya koymayın.

Gerek bu eğitimler, gerek okuduğum kitaplar, gerekse de terapi sürecim sonunda biz ilişkimizi eskiye döndürmeyi başardık. Şimdi aslında durup “neden ben uğraştım” diye uzatmıyorum mesela. Birimiz yaptık ve eskiye döndük. Şöyle bir geri dönüp bakıyorum da, büyük yol almışız… İşte o zaman başta kendimi, sonra kocamı tebrik ediyorum. Denediğimiz, olmuyor diyerek pes etmediğimiz için. Şimfi hiç kavga etmiyor muyuz? Tabii ki ediyoruz. Onlar da işin tuzu biberi olsun. 10 yıllık evli, 6,5 yıllık anne olarak tavsiyem, siz de pes etmeyin. Anne baba olmak tarifsiz bir duygu, bunun tadını çıkarın.

Yorumlara kapalıdır.