Çok Yakında

Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun… Bağımsızlık verilmez, alınır

Ekim 29th, 2017 | by Kuzey
Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun… Bağımsızlık verilmez, alınır
Türkiye
0

Bahadır Güler’in Kuzey için kaleme aldığı köşeyazısıdır…

Değerli Kuzey okuyucuları,

Ekim ayı tarihimiz aҫısından en önemli dönüm noktalarından birisi olan Cumhuriyeti`mizin ilanını (29 Ekim 1923) içinde barındırması aҫısından önemli aylardan biridir. 94 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları tarafından gerҫekleştirilen ve Türk halkına kendi kimliǧini kazanması ve ülkesinin yönetiminde söz sahibi olması aҫısından yeni bir yönetim şeklinin ikame edilmesi çevresindeki tüm topluluklara bir örnek teşkil etmiş ve Kurtuluş Savaşı’ndan sonra gerҫekleştirilen bu sistem değişikliği ile tüm bireyler hiҫbir özelliğine bakılmaksızın devletin gözünde eşit birer yurttaş haline getirilmiştir. Tebálıktan yurttaşlığa, her şeye boyun eğmekten fikrini söylemeye, koyun gibi güdülmekten kendi kaderini kendi ellerine almaya ve geleceği hakkında söz sahibi olmaya yönlendirilmiştir.
Cumhuriyet Bayramımız tüm ulusumuza kutlu olsun ve nice 94 yıllara hep beraber kardeşçe ulaşabilelim.

Daha önceki yazılarımda bu konuyu işlemiş olduğum iҫin bu konu hakkında daha derinlemesine bir bilgi aktarımına girişmeyeceğim.
Bugün bu toprak parҫasının bir vatan haline getirilmesinde ve vatan olarak kalmasında emeği olan ve Kurtuluş Savaşı kıvılcımını vatanın bir baṣka köṣesinde ateşleyen bir şahıstan, bir kahramandan bahsetmek istiyorum. Belki ҫok büyük bir bölümünüzün adını duyduğu bu şahıs bir şehrin isminin ”Kahraman” sıfatı ile anılmasında önemli bir rol oynamıştır.

Asıl mesleği imamlık olan ama geҫimini süt satarak sağlayan bu şahsiyet bu milletin genlerine işlemiş olan bağımsızlık ruhunun bu coǧrafyada bir defa daha dışavurumu olmuştur. Başka bir coğrafyada, başka bir milletin topraklarını haksız yere işgal etmeye ve bin yıllık kardeşliği hiҫe sayarak bir gün önce komşu olduklarına bir gün sonra düṣman olanlara bunun böyle olamayacaǧını hatırlatan bu şahsiyet, hepinizin tanıdığı Sütҫü İmam´dan başkası değildir.

Bugün, müstemleke ruhuna sahip olanlar nasıl kardeşi kardeşe düşman etmek için ellerindeki tüm araҫları kullanıyorlarsa, o gün de aynı ruhun öncüleri aynı şeyleri yapmaktan geri durmamışlardır.
Mondros ve Sevr´den sonra memleketin dört bir tarafı nasıl işgal edilmişse Maraş kenti de Fransız askerleri ve onlara yardımcı olan Ermeni milislerce işgal edilmiştir. Bu işgal sadece fiili bir durum olmaktan ҫıkmış ve halka zulüm şekline dönüştürülerek bir sürü iğrenç olaylara sebebiyet vermiştir. Bu olaylardan birisi de biraz sonra anlatmaya ҫalışacağımız olaydır. Bu olay Maraş kentimizi işgal eden Fransız-Ermeni askeri kuvvetlerine karşı bir halk direnişine dönüşmüş ve işgalciler kısa bir süre sonra bu bölgeyi boşaltarak terk etmek zorunda kalmışlardır.

Hikaye şöyledir:
31 Ekim 1919 günü Fransız-Ermeni askerleri şehri dolaşırlarken önlerine gelen Türklere hakaretler ederek saldırılarda bulunuyorlardı. Bu esnada bir grup Fransız askeri hükümet konağındaki nöbetçi askerlere sataşarak, devleti küçültücü ve tahrik edici sözler söylediler. Oradan geçmekte olan bir posta dağıtıcısını da dövdüler. Bütün bu haberler şehre yayıldı. Fransız askerleri, hürriyetine bağlı, şeref ve namusuna son derece düşkün, bu uğurda ölümü hiçe sayan Maraş halkını henüz tanımıyor, her yaptıklarının yanlarına kalacağını sanıyorlardı. Türkler için son derece çileli ve ağır geçen o gün sona ermek üzereydi. İkindi üzeri bir grup Fransız-Ermeni askeri kışlalarına dönüyorlardı. O sırada Uzunoluk Hamamı’ndan çıkıp evlerine gitmekte olan kadınları gören işgalcilerden biri onlara yaklaşarak; “Burası artık Türklerin değildir. Fransız memleketinde böyle gezilmez” dedi.

Bu sözlere önem vermeyen kadınlara güçlerini göstermek isteyen Fransız askerler sataşmaya başladılar. Kadınlardan biri olayın etkisiyle bayılınca, diğer kadınlar da feryada başladılar. Hamamın yakınındaki Kel Hacı’nın kahvesinde bulunan Maraşlılar olay yerine gelerek Ermenileri uyardılar. Fakat bunları dinleyen olmadı.
Bunun üzerine Çakmakçı Said ve Gaffar Kabuloğlu Osman, hanımları işgalcilerin elinden almak isterken dipçik darbeleri ve kurşunlarla ağır yaralandılar. Bu sırada yan tarafta küçük bir dükkanda süt satan ve olayları soğukkanlılıkla seyreden Sütçü Hacı İmam, Karadağ tabancasını alarak olay yerine geldi. Silahını, kadınlara sataşan ve Çakmakçı Said’i yaralayan askerin üzerine doğrultarak ateşledi. Kurşun isabet eden asker yere düştü diğerleri ise kaçtılar.

Maraş’ta düşmana sıkılan bu ilk kurşun ile işgalcilere yaptıklarının yanlarına kalmayacağı gösterildi. Olay yerine çok sayıda Fransız askeri sevkedildi. Bu esnada Sütçü İmam, Nalbant Bekir’den aldığı bir atla Bertiz’in Ağabeyli köyünde bulunan Beyazıt oğlu Muharrem Bey’in yanına gitti.
Fransız-Ermeni askerlerinin bütün çabalarına rağmen Sütçü İmam bulunamadı. Ancak olayın intikamını almak isteyen Ermeniler sağa sola ateş ederek Zülfikar Çavuş oğlu Hüseyin’i şehit ettiler. Bu arada; Türkleri öldürüp kadınlarını alacaklarını, camilerine çan takacaklarını söylemeye başladılar.
Bu olayda aldığı yaradan ile daha sonra Çakmakçı Said Şehit oldu. Yaralanan asker ise öldü. Ölen asker için 1 Kasım 1919 tarihinde kalabalık bir cenaze töreni düzenlendi. Fransızlar da misilleme hareketlerine girişerek Sütçü İmam’ın dayısının oğlu Tiyeklioğlu Kadir’in ellerini ve ayaklarını arkasından bağlayıp burun ve kulaklarını kestikten sonra boğazlayarak şehit ettiler.
Bu olay Mustafa Kemal Atatürk´ün özdeyişinde belirtmiş olduğu gibi “Bağımsızlık benim karakterimdir…” cümlesinin bir belgesi niteliğindedir.

Bu olaydan sonra teṣkilatlanan şehrin önde gelenleri ve halk 21 Ocak 1920 tarihinde Maraş`ta işgalcilere karşı bir direniş hareketi başlatmış ve bu direniş hareketi sonucu, işgalcilerin kenti 12 Şubat 1920 tarihinde terk etmesi ile sonuҫlanmıştır.
Maraş Şehri´ne 7 Şubat 1973 tarihinde TBMM tarafından kahramanlık ünvanı verilerek şehrin ismi Kahramanmaraş olarak değiştirilmiştir.

Dostҫa ve hoşҫa kalın…..

Yorumlara kapalıdır.