Çok Yakında

BİZ Mİ ALDIK, ÖĞRETMEN Mİ VERDİ ?

Ekim 6th, 2016 | by Ümit Demirci
BİZ Mİ ALDIK, ÖĞRETMEN Mİ VERDİ ?
Yazarlar
0

(Ümit Demirci’nin Kuzey’in Ekim ayı sayısı için kaleme aldığı yazısıdır…)

Yazı hayatımıza zor zamanlar geçiren ülkemizin, düşürülen notu ile merhaba diyoruz.

Ha düştü ha düşecek korkusu yaşamaya gerek kalmadı artık. Küme düşmeye oynayan takımların son günlerinde bile hep bir umut vardır. Ya galip gelirsek….

Ama olmadı maalesef!

İlk  şokun ardından ardı ardına kararın siyasi olduğuna dair demeçler geldi ilgili bakanlar ve bakanlıklardan.

Öğrencilik hayatının bir klişesi vardır. İyi not alındı mı “-ben aldım”, kötü not alındı mı “öğretmen verdi, taktı bu öğretmen bana” gibi klasik savunma cümleleri.

En sağduyulu yaklaşım yine Mehmet Şimşek’ten geldi: “Biz reformlara devam edeceğiz, buraya takılıp kalamayız.”

Bu tip olaylarda algı öyle bir yönetilir ki, sanırsınız artık oksijen kalmayacak. Yiyecek ekmek, su bulamayacağız.

Ekonomi duygular ile yönetilmiyor. Rakamlar ile yönetiliyor. Siz istediğiniz kadar orasını burasını çekiştirin, sonuç ya iyidir ya kötü.

Bugün FED’in 0,25 faiz artıracağının haberini gelişmekte olan dünya ülkeleri için birer felaket senaryosu şeklinde servis edenler, 2008 yılından önce aynı Amerika’da faizlerin yüzde 4,5 seviyelerinde olduğunu hiç söylemezler. Gariban vatandaş sanır ki FED faizi arttırınca yine oksijen bitecek.

Elbette ki gelişmekte olan dünya ülkeleri arasında sıcak para akışının olmaması nedeni ile belirli sıkıntılar yaşanacak. Bu daralmaları aşmak adına kısa vadeli çözümler de üretiliyor. Ancak nihai çözüm her zaman olduğu gibi ÜRETİM.

Bugün Trump bile Çin’e yönelmiş, üretim tesislerini geri döndürmekten bahsediyor. Biz de  Avrupa Birliği sevdası ile geri plana atılmış tarım, hayvancılık ve sanayi alanında atılımlar yapmak zorundayız.

İlk başlangıç noktaları da meslek liseleri açmaya hız vermek. Bu ülkede işletme, iktisat mezunlarından daha çok meslek sahibi yetiştirilmeli.

Burnumuzun dibinde Yunanistan örneği var. Ülkede iş yapan işgücü yok. Herkes yönetici. Yatırım yok. Tesis yok. Sonuç da üretim yok ve geldikleri noktada daha çok kemer sıkmak zorunda kalacaklar.

Ülkemizde ise tüm engel ve sıkıntılara rağmen Bursa, Gaziantep, Denizli, Konya, İzmit, Adapazarı, Manisa gibi sanayi şehirleri oluşmuş durumda. Kurulmuş olan bu tesisler  tüm sıkıntı ve problemlere rağmen dünyada ki rakipleri ile  boy ölçüşebilir hale gelmiş.

Avrupa’da ki rakiplerine göre nüfus genç ve ticaret ve yatırım tüm engel ve zorlamalara rağmen her dönemde canlı kalabiliyor.

Ülkemiz 5 yılda bir yaşanan krizlere alışmıştı ama son bir yılda yaşana 5 büyük olay ülke dengeleri altüst etti. 2 seçim bir uçak krizi derken, içimizde ki hainlerin başlattığı kalkışma, Güneydoğu olayları  ve en son Suriye olayları. Yazarken bile terör sebebi ile gerçekleştirilen saldırı sayısını hatırlamakta zorlanıyoruz.

Bu olayların bir tanesi bile bir ülkede bazı dengeleri altüst eder. Biz ise vazgeçmeden yatırım yapıp önümüze bakabiliyoruz.

Kararların temelinde siyasi  baskı ve zorlamaların olduğunu hepimiz kabul ediyoruz. Geçmişte kamu borçlanmasını bahane edenler, şimdi de özel kesim borçlanmasını ön plana çıkartıyorlar. Geçmişte dış borç ile yapılmış yatırımlar artık, ülke finans değerleri ile yapılıyor.

Kimin ne not verdiğine değil, bizim ne yaptığımıza bakmak gerekiyor.

Biz Millet olduğumuzda, neler yapabileceğimizi 15 Temmuz’da da, Yenikapı’da da gösterdik herkese.

Ama gerçeklerin farkına vararak, notumuzun aynı seviyede olan Rusya, Brezilya ve Fas gibi ülkelerden daha hızlı şekilde, büyüme rakamlarının şimdiki rakamlar olan yüzde 4 yüzde 5’lerin üzerine çıkartıp eski yatırım yapılabilir seviyelere dönmeliyiz.

Gün kızmak günü değil, üreterek büyüme günü.

Yorumlara kapalıdır.