Çok Yakında

Bir gün Ali Ağaoğlu çaldı kapımı

Aralık 17th, 2016 | by Ümit Olcay
Bir gün Ali Ağaoğlu çaldı kapımı
Yazarlar
0

(Kuzey’in Kedisi Ümit Olcay’ın Kuzey’in Aralık sayısı içim kaleme aldığı yazısıdır…)

Kapının tokmağı ve zili art arda çalıyordu. Hatta bir süredir çalıyordu sanki; çünkü o sırada rüyamda gördüğüm Taylandlılar, katıldığım bir aktivitede süremin dolduğunu, artık çıkmam gerektiğini söyleyip ellerindeki çanları sallıyorlardı! Demek, “Rüyada çalanlar kapıydı” diyerek yataktan fırladım. Uyku sersemliği, kapının çalmasının paniği, üzerimde ne var diye bakmam, saatin 09:11 olduğunu görmem ve ‘Kim o?’ demem art arda oldu.
– Kim o?
– Ben Ali Ağaoğlu!!!

Kendi kendime mırıldanarak ‘Ali Ağaoğlu mu?’ diye sormadım bile! Hayal gördüğümü, rüyanın etkisinde olduğumu düşünerek banyoya gittim. Yüzümü yıkıyordum ki, kapı çalmaya devam etti.
– Aç oğlum, benim Ali Ağaoğlu…

Gece yatarken, sabah ustaların geleceğini düşünerek uyuyakalmıştım. Stresli geçecek günün, gergin biteceğinden emindim. Evin tadilatı sırasında ustalarla yaşadığım ilişkinin tamamen bir illüzyon olduğuna karar vermiştim. Ama bu illüzyon karşında önceden bilgi sahibi olsam bile, algı kusurumun değişmemesi yaşadıklarımın somut bir gerçek olduğu durumundan beni kurtarmıyordu. Yine sabah olacak, yine gönyesiz yalanlar, iş bilmez hareketler, sudan sebepler, yersiz bahaneler sıralanacaktı. Alışmıştım artık bahanelere. Hatta Charles Bukowski’nin “Bahane g…e benzer, herkeste vardır” lafına, daha da bir inanmıştım…

Ama şu an durum farklıydı, ‘Kim o’ma cevap veren kişi Ali Ağaoğlu’ydu. Artık bahane yoktu, kapının ardında inşaat sektörünün devi vardı. Ya da küçük bir ihtimal bile olsa, ustalar benimle dalga geçiyorlardı.
Artık kendi söyleyecekleri yalan kalmadı, “Utanmadan açıklama yapmak için karşıma kimi çıkarttılar” diye düşünerek kapıyı açtım.

Karşımda gerçekten Ali Ağaoğlu vardı. Arkasında, merdivenlerden apartman kapısına kadar uzanan bir inşaat ordusu yığılmıştı. Ellerindeki hiltiler, matkaplar, çekiçler, balyozlar, kazmalar bileylenmiş, hepsinin gözleri parlıyordu. Tek tek gözlerine bakarken ben de kendime göre meydan okuyor; “Bu değil, bu da değil, ben farklı bir şey istiyorum, bu da değil, bu hiç değil, bunlar sıradan, beni anlamıyorsunuz, bu da değil” bakışları atıyordum. Amaçlarını anlamak için espiri yaparcasına sordum;
– Mala… Mala yok mu hiç birinizde?
Elinde tornavida olan, keser kafalı bir tip bana baktı. Tam laf söyleyecekken, Ali Ağaoğlu araya girdi:
– Seninle konuşmam lazım.

Bense taviz vermemeye kararlıydım. Bütün gece plan yapmış, isteklerimi ve evin eksiklerini tek tek söylemeye hazırdım.
– Konuşacak çok fazla bir şey kalmadı aramızda. Bu birliktelik için şartlarım belli!
Bir) Karı koca boyumuz 185 cm olduğu için, boyunu 60 cm yapmış olduğunuz banyo lavabosunu 88 cm standartına taşımanızı istiyoruz!
İki) Projede belirtilen 75 cm buzdolabını mutfağa yerleştirebilmemiz için, mutfak kapısını 68 cm’den, tekrar eski hali olan 78 cm olmasa bile, 75.5 cm olarak düzeltmenizi talep ediyoruz!
Üç) Çatıya yağan yağmurun toplandığı derelerin, son yolculuğunun bizim terasımızda değil de, başka bir dere yatağında son bulmasını zorunlu kılıyoruz!

On bir maddelik listemi saymaya devam ederken, elinde silikon tabancası olan biri üzerime fırladı, hatırladığım en son o! Gözümü açtığımda burun deliklerim silikon ile kapatılmış, ellerim bağlanmış, dev bir malanın üzerine oturtulmuştum. Mala espirimin buralara geleceğini hiç düşünmemiştim. Etraf toz içindeydi. Kalabalık ve toz bulutu içinden Ali Ağaoğlu belirdi tekrar.
– Şimdi beni iyi dinle güzel çocuk. Sana bir iyi, bir de kötü haberim var!

Vay efendim “Bana nasıl güzel çocuk dersin, sen kimsin ki?” gibi gereksiz klişe kabadayılıklara girmedim bile! Bir iyi, bir kötü ne diyebilirdi ki bana?
Tamam kötü haberi tahmin edebiliyorum; – Evini artık yapmıyoruz, ne halin varsa gör, buraya kadar falan filan diyecek. Peki ama iyi haber ne?
-Oğlum sen film çekmek istiyormuşsun ama hala para da bulamamışsın. Ben filmine yapımcı olayım demeyecektir herhalde! Olsa olsa bana kendi sitesinden bir ev hediye edecektir diye düşündüm. Yani sonuçta iki haberde beni mutlu etmeyecekti!
– Tadilat esnasında isteklerimize önem verilmese de, bu sefer mümkünse ilk önce kötü olanı alabilir miyim?
– Kötü haberim; Ben başkanlığa adaylığımı koyuyorum… İyi haberim de, seçim kampanyamı sen yürütüyorsun! Donald Trump yaptıysa, ben de yaparım!

Benim için gerçek bir ters köşe olmuştu. Hikayeyi Trump Towers yaptı oldu diye bakmak ne kadar yanılgıysa, Başkan adaylığının kötü bir haber olduğunu bilmesi müthiş bir farkındalıktı! Seçim kampanyasını yönetecek olsam bunu kullanabilirdim tabi ama ben niye yönetiyordum ki, üstelik bu haber kime göre iyiydi! Hadi kendini yakıyor, beni niye içine atıyor? Fırtınanın sonunda her halükarda, elinde kalan 3-5 evi kiraya verip, kira toplayarak güneyde bi hayat kurabilirdi kendine! Peki ya ben, ben ne yaparım diye düşündü mü hiç? Düşünmedi. Ben de düşünmedim;
– Duşa kabinin kapısı yapılacaktı ama bugün!
⁃ Benim başkan hayalimden daha önemli olamaz di mi?
⁃ Ali bey hayalinizden daha büyük olmayabilir ama banyo ıslanıyor!
⁃ Bu değil,
⁃ İnternet kabloları ters bağlanmış
⁃ Bu hiç değil,
⁃ Dolap kapakları, kabaran boyalar, akıtan musluklar, az yanan petekler!
⁃ Bu da değil, sıradan
⁃ Yine başlamayalım lütfen, ben bu reklamı biliyorum!
⁃ Herşey yeni başlıyor evlat, beni başkan yaptıracaksın,
⁃ Yeni başlayamaz, 3 ay oldu nerdeyse tadilat!
⁃ Bu seçim kampanyası için bize 3 ay yetmez,
⁃ Ben ustalara süpürgeliklerin yetmeyeceğini söylemiştim
⁃ Sen kafayı bozmuşsun evle!
⁃ Kapı otomatiği de hala bozuk!
⁃ Artık kendine gelmen lazım
⁃ Esas yarın elektrikçinin gelmesi lazım yoksa bu resmen bir tecavüzzz…

Dememle etrafımdaki herkesin sesi kısılmaya başladı bir anda. İnsanlar eriyordu karşımda, bir ışık geldi karanlığın içinden ve kadının çığlığı yükseldi: -YETERRR …….
Kadın yeter dedi, ustalar gitti, ev de yazı da bitti…

Yorumlara kapalıdır.