Çok Yakında

Bir derin tutku: Beyoğlu

Ocak 24th, 2017 | by Aslı Bora
Bir derin tutku: Beyoğlu
Yazarlar
0

(Aslı Bora’nın Kuzey için kaleme aldığı yazısıdır…)

İstanbul, dikkatle dinleyen kulaklara esrarengiz masallar anlatan, kıtaları ve kültürleri kusursuz biçimde buluşturan eşsiz bir şehir. İstanbul’un en gözde anlatıcısı hiç şüphesiz Beyoğlu. Binlerce yıllık bir serüvenin en sevilen başrol oyuncusu. Yeni duygulara yelken açmaya hep hazır bambaşka bir dünya.
Bölgenin hafızasına inmek için de en doğru yer Galata olacaktır. Günümüzde Karaköy sınırları içinde kalan Arap Camisi bölgenin en eski tarihi eserlerinden biridir. Kırmızı tuğlalarla örülmüş kare biçimli kulesiyle etrafındaki yapılardan sıyrılan Arap Camisi, kendi mitolojisini yaratmış Beyoğlu’nun gizemli yapılarından biridir. İlk yapıldığı zaman cami olduğu rivayet edilse de bir dönem Aziz Pavlus’a adanmış bir kiliseyken, Latin işgali sırasında Dominiken rahiplere ev sahipliği yapar. İstanbul’un fethiyle birlikte camiye dönüştürülen yapı Gotik kulesi ve ahşap karkaslı iç mekanıyla ziyaretçilerine mimari bir ziyafet sunar.
Karaköy-Galata güzergahında 19. yüzyılın sonunda çoğunlukla azınlıklara mensup ya da yurt dışından gelen mimarlar tarafından inşa edilmiş birçok yapıya rastlamak olasıdır. Yaygın olarak Bankalar Caddesi adıyla anılan Voyvoda Caddesi’ndeki binalar bahsi geçen dönemin bütün mimari özelliklerini taşır. Cadde üzerinde Fransız kökenli Levanten mimar Alexandre Vallaury’nin imzasını taşıyan eski Osmanlı Bankası binası, ki bugün Salt Galata adıyla görkemli bir kültür sanat kompleksi olan yapı gerçekten görülmeye değerdir. Salt Galata’nın tam karşısında, Bankalar Caddesi’yle Banker Sokağı’nı birbirine bağlayan, kıvrım kıvrım bir merdiven sizi karşılar. 1850’lili yıllarda devrinin ünlü banker ailesi Kamondolar tarafından, Art Nouveau stilinde yaptırılmış merdivenler ailenin ismini taşır. Sadece Beyoğlu’nun değil İstanbul’un da en güzel merdivenleri olan Kamondo Merdivenleri günün her saati fotoğraf tutkunlarının uğrak yeridir.
Galata’da zamana kapılırsınız. Galata surlarının çevrelediği Ceneviz mahallesi sanki bin yıllardır yerinde duruyor gibidir. Hele taş duvarların, üzerinde haçlar yükselen kiliselerin arasında gök kubbeye değiyormuş gibi görünen Galata Kulesi karşınıza dikilince, bu takvim dışı atmosfere inanmak kaçınılmazdır. Çağlar boyu kah yıldızlar gözlenmiş bu kuleden kah yangınlar, şimdilerde İstanbul gözleniyor sivri külahının altından. Yapıldığı dönemden günümüze kadar semtin simgesi olan kule, dünyanın dört bir tarafından gelen turistler için de İstanbul deyince ilk akla gelenlerden.
Beyoğlu’nun ayrı dünyaları buluşturan galaksisindeki kendi has yerlerden biri de Tophane. Burada son dönemin popüler lokasyonu Tomtom’a uğrayıp, Boğazkesen Caddesi’nin köşesinde yer alan ve Tophane-i Amire’de güncel sergilere katılabilirsiniz.
İKaraköy’e yönelmeden önce Tophane’deki Türkiye’nin ilk modern sanat müzesi olan ve farklı sanat dallarından etkinlikleriyle geniş kitleleri kendine çeken İstanbul Modern Sanat Müzesi’ne gitmekte fayda var.
Karaköy ve çevresi Beyoğlu’nda adeta grafiti galerisi gibi. Fantastik bir alem metruk binaların, kepenklerin, inşaatların cephelerinden sokağa akıyor neredeyse. Beyoğlu’nda sıradan bir günde Tünel’in Karaköy istasyonuna gelmişseniz ve dünyanın en eski ikinci metrosuna bineceksiniz demektir. 90 saniyede Galata’dan Beyoğlu’na çıkıverirsiniz ve bu gerçek manada tarihin derinliklerine bir yolculuktur aslında.
Tünel Meydanı’ndan İstiklal Caddesi’ne bağlanmadan Galata’ya inen Galip Dede Caddesi’ne süzülürseniz sol tarafta zarif cümle kapısıyla Galata Mevlevihanesi Müzesi görüş açınıza girecek. Beyoğlu’nun kültür dokusunun nadide örneklerinden biri olan Mevlevihane 1975’ten günümüze uzanan süreçte müze olarak konuklarını ağırlamaktadır.
Tramvay seslerinin, insan seline karıştığı, şehrin şah damarı olan büyülü cadde. İstiklal Caddesi… Layığıyla köşe bucak gezmek için günler gerekebilir. Taksim Meydanı’ndan başlarsınız caddenin kalp atışlarını duymaya. Gümbür gümbür uğuldarken kulaklarınız sol tarafa doğru sapıverirsiniz bir anlığına. Bütün kalabalık ve ses o anda kesilir, ibadet zamanıysa Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi’nin çanı yankılanır sokakta. Avlusuna girdiğiniz zaman yarattığı uhrevi etkiye şaşarsınız. İstiklal Caddesi’ne geri döndüğünüzde aynı sonsuz akışa bırakırsınız kendinizi. Cercle d’Orient’ın önünden geçersiniz ve ondan gözünüzü alamazsınız mesela. Galatasaray’a kadar inince sinemayla özdeşleşmiş semtin sinema müzesine uğramak kaçınılmaz olur. Yeniçarşı Caddesi’nde Galatasaray Lisesi’nin komşusudur Türvak Sinema Tiyatro Müzesi ve Sanat Kitaplığı. Türkiye’nin ilk ve tek sinema tiyatro olma özelliğini taşıyan Türvak ziyaretçilerine sinemanın ve Yeşilçam’ın sihirli dünyasının kapılarını açıyor.
İstanbul’a bir eşi daha olmayan eserler kazandırmış Ermeni kökenli mimar Hovsep Aznavur’un tasarladığı Mısır Apartmanı da İstiklal Caddesi’nin bağrında yer alır. Beyoğlu’nun sanatla buluştuğu mekanlardan olan Mısır Apartmanı güncel sanatı takip edebileceğiniz harika galerilere ev sahipliği yapmaktadır.

Kırmızı tuğlalarıyla İstiklal Caddesi’nde bir kiliseden çok bir masal şatosu intibası uyandıran St.Antuan Kilisesi Beyoğlu’nun olmaza olmazlarından biridir. St. Antuan’ın biraz ilerisinde alt kotta yer almasıyla biraz gözlerden uzak kalan Santa Maria Draperis de Beyoğlu’nun renklerinden biridir. Yalın dış cephesi manevi bir nezaketin göstergesi gibidir.
Şişhane ve Asmalı Mescit yıllardır Beyoğlu’nun eğlence ve kültür merkezleriyle tanınan bölgeleri. Meşrutiyet Caddesi’ndeki Pera Müzesi son derece önemli. Pera Müzesi Suna ve İnan Kıraç Vakfı’na ait koleksiyonların yanı sıra ses getiren birçok sergiye de ev sahipliği yapmaktadır.

Sıradışı deneyim: Rahmi Koç Müzesi

Talihi pek yaver gitmese de bir dönemin gözde semtlerinden biridir Tarlabaşı. Roman tadındaki kaldırımlarından geçerek, Tatlı Badem Sokağı’nın köşesinde şair Adam Mickiewicz’in evine ulaşırsınız. Günümüzde Tarlabaşı’nın gizemli sokaklarından geçmek ve semtin tarihi bir sayfasına yakından bakmak için Polonyalı Mickiewicz’in müze evine uğramak harika bir bahane gibi görünüyor.
Beyoğlu’nda her bölgenin kendine has bir ritmi vardır. Cihangir’e çıktığınızda deniz manzarasıyla bütünleşmiş sokakları, her gün bir yenisi açılan kafeleri, kedileri, galerileri ve sürekli güncellenen butikleriyle bağımsız bir semt gibidir. Çukurcuma antikacıları, mobilyacıları ve sanat atölyeleriyle hep farklı ve ilginçtir. Galatasaray’a doğru yönelirseniz alternatif eğlence mekanları bulabilir ya da Fransız Sokağı’nda soluklanabilirsiniz.
Beyoğlu’nda denizin bir ucundan tutabileceğiniz bölgelerden biri de Hasköy’dür. Osmanlı İmparatorluğu’nun İstanbul’a armağan ettiği güzelliklerden olan Aynalıkavak Kasrı Hasköy’de yer alır. Haliç’e bakan geniş ve özenli bir bahçe içinde konumlanan Aynalıkavak Kasrı haftanın beş günü ziyaretçilerine keyifli anlar vadeden bir Beyoğlu alternatifi. Hasköy’ün kültür, sanat ve teknolojiyle yoğrulmuş en gözde mekanı Rahmi M. Koç Müzesi. Teknolojinin ve mühendisliğin geçirdiği evreleri belgeler ve objeler eşliğinde seyredebileceğiniz müze konuklarını sıradışı bir deneyime davet ediyor. Klasik otomobiller, uçaklar, kayıklar, lokomotifler koleksiyonunun sadece bir kısmını oluşturuyor.

Yorumlara kapalıdır.