Çok Yakında

Amerika’da Japon vatandaşı veya Eski Almanya’da Hazar Yahudi’si olmak…

Nisan 12th, 2017 | by Av. Hakan Hüsnü Erzurumlu
Amerika’da Japon vatandaşı veya Eski Almanya’da Hazar Yahudi’si olmak…
Yazarlar
0

(Avukat Hakan Hüsnü Erzurumlu’nun Kuzey’in Nisan sayısı için kaleme aldığı yazısıdır…)

Japon İmparatorluğu, 7 Aralık 1941 tarihinde Hawaii’deki Pearl Harbor Limanı’na bir baskın düzenleyerek ABD’nin Pasifik Filosu’nu “kullanılamaz” hale getirmiş ve ABD’nin 2. Dünya Savaşı’na girmesine sebep olmuştur. Bu baskından sonra ABD iç siyasetinde popülist ve ırkçı sesler çoğalarak, ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt’in “Executive Order 9066″ olarak bilinen tehcir kararının çıkmasına sebep olmuşlardır. 

ABD’de yaşayan 130 bin Japon asıllı Amerikan vatandaşı, bu nedenle çeşitli toplama kamplarına götürülmüş ve tehcir emri kaldırılana dek, 4 yıla yakın bir süre, çok zor şartlar altında yaşamışlardır. ABD’nin bu kararını Kanada ve Peru kopyalamış ve kendi topraklarında yaşayan onbinlerce Japon’u kamplara kapatmışlar.

2. Dünya Savaşı’nda Almanya, faşist ve Nazi çalışmaları ile milyonlarca Yahudi’yi (tartışmalı olmasına rağmen ilgimi çekmiştir: Katliama uğrayan Yahudilerin birçoğu Hazar Türklerinden) tehcir ederek, gaz odalarında ölüme sevk etmiştir. Savaş mağlubiyetinin ardından Alman halkı, utanç verici Nazi mirası ile yüzleşmiş, yaptırımlar uygulanmış, devletleri Batı ve Doğu’ya bölünmüş, yüklü tazminatlar ödemeye mahkum edilmişler…

Bu iki örneğin temelinde popülist, ayrımcı ve ırkçı siyaset yatar. Halk galeyana getirilerek, toplumsal barış ve huzurun bozulması amaçlanmış, yüzbinlerce, milyonlarca insan mağdur edilerek tarih sahnesinde yokluğa atılmışlar. Irkçılık, ayrımcı ve popülist siyaset demokrasinin kanseridir. Eğer devlet mekanizması yolunu şaşırır da çark aniden belirli çıkarcılar lehine ters dönmeye başlarsa, sonucunda en uysal, en anlayışlı toplum dahi, bu vahim kansere yenik düşerek kendi kanını içen canavara dönüşebilir. Toplumun canavarlaşmaması için, kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanması hayati bir meseledir. Ancak bu şekilde iç barış, sükunet ve herkesin özgürlüklerinden yararlanabilmesi güvence altına alınır.

Irkçılık ve ayrımcılık, toplumlar için zehirdir. Bunların panzehri ise hoşgörülü örnek insanların bilgelikleri ile ayaz geceleri aydınlatmalarıdır…

Barışı ebediyen sağlamak, savaşlara son vermek, ekonomik birliği ve halkın emniyetini, insan haklarını garanti altına almak için, 2. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra Konrad Adenauer, Alcide de Gasperi, Robert Schuman, Altiero Spinelli, Paul-Henri Spaak gibi birkaç bilge insan, Avrupa Birliği projeleri ile bugünkü AB’nin tohumlarını ektiler, temellerini attılar.

Son haftalarda fırtınalar esiyor Avrupa Birliği’nde. Ailelerimiz, çocuklarımız ile yaşadığımız, ekmeğimizi kazandığımız, huzuru aradığımız Avrupa Birliği’nde. Irkçı ve popülist siyasetlere kurban gitmekten korkan Avrupa Birliği devletleri, bunlara prim vermemek için yoğurdu üfleyerek yerken, Cumhurbaşkanımızın ani çıkışları ile notalar savruldu. “Nazi Almanya’sı, faşist Nazi kalıntısı Hollanda, Nazi Merkel” söylemleri yankılanmaya devam ediyor. Son derece hâkli olabilir Cumhurbaşkanımız, Türkiye Cumhuriyeti bakanlarına karşı yapılan bu muamelelerde. 16 Nisan referandumu kapıyı sert çalarken yapılacak devlet imkânları ile “Evet” propagandası, dost ülkelerin iç işlerimizdeki huzuru bozmayın cevabı ile karşılaştı.

Hatırlayalım FETÖ darbe teşebbüsü sonucunda Beringen ve diğer Avrupa belediyelerinde yaşanan Türklerin darbe karşıtı hâkli tepkilerinin az kalsın yoldan çakarak, linç girişimlerine dönüşmesini… Almanya ve Hollanda hükümetlerinin iç huzurumuzu temsil eden kamu düzeni ve güvenliğimiz ile oynamayın, “Evet” ile “Hayır” tartışmalarınızı ülkenizde yapın, seçmen kitlenizin tartışmalarını buralara taşımayın çıkışları ile TC’nin huzur/ekonomik, refah/medeniyet kızıl elması derin yara aldı ve kriz büyümeye devam ediyor gibi. Cumhurbaşkanımızın “Siz böyle davranmaya devam ederseniz yarın dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir Avrupalı, hiçbir Batılı güvenle huzurla sokağa adım atamaz” çıkışı tehditkâr bir açıklama olarak algılandı ve AB Büyükelçimiz açıklama yapmak için çağrıldı. 

Yurt geneli seçmen kitlesi 50.200.000 civarındadır, bunun 2.900.000 yurtdışı seçmenidir. Yani yurtdışında oy kullanacakların toplam oranı yüzde 5,77. Bu 2.900.000 seçmenden sadece 291.000 seçmen 2014 yılında oy kullanmış, yani sadece yüzde 8,32. 2015 yılında ise yurtdışı seçmeninin yüzde 39,90’i oy kullanmış.

Savaş noktasına geldiğimiz Hollanda’da TC seçmen sayısı 246.547. Bu Hollanda seçmen sayısının yüzde 46,46’si 2015 yılında oy kullanmış. Genel seçmen kitlesindeki Hollanda TC seçmen sayısı yüzde 0,49. Bunun da yarısı oy kullanırsa referandum sonuçlarına yüzde 0,25 olarak yansıyacak.

Yüzbinlerce, milyonlarca Türkiye vatandaşı “anavatanları” sınırları dışında yaşıyor, ekmeklerini “ecnebi” ellerde kazanıyorlar.  Her ne kadar uzaklarda olsalar dahi, bir bağ vardır o atalarının doğdukları topraklarla. Oralarda atılan her adım bu “yurtdışında” yaşayan Türkleri derinden etkiler, ya sevindirir ya da üzere… ve hatta, oralarda atılan her haklı adım veya söylenen her adaletli, haklı söz kendilerini, yaşadıkları ülkelerde zor durumda bırakacak olsa dahi, o toprakların selameti için Amerika’da yaşayan bir Japon veya Nazi mağduru bir Hazar Yahudi’si olmaya razıdırlar. Ama, haksız yere, siyasi bir neden uğruna yılanın deliğine girmemiz, biz “Alamancı” gurbetçilerin kaderi olmaması gerekir.

İyi ki bir abi ve ablamız var. Belçika Türklerinin gizli gururu, karanlıktaki yol göstericileri. Teröre kurban verilmiş oğullarının acısına rağmen sükuneti sağlayabilen, ırkçılığa hastalık diyebilen, AB’nin asıl amacını hatırlatan bir abi ve ablamız. Adları yüce, ulu, yüksek anlamında olan Ali ve iyilik, lütuf, mutluluk anlamını taşıyan Nimet. Soyadı ise temiz, güzel bir sene anlamı taşıyan Akyil. Çocukluğumda, o karanlık, eski ahşap okul masalarında Kuran öğrenmek için gittiğim günlerde, derslerden sonra çocukluğumu güle oynaya yasayabildiğim, bazen de kahvaltı kaçamağı yaptığım Akyil ailesinden Dilaver amcam ve Nariye yengem her daim misafirden öte, bir aile mensubu olarak karşılardı beni. İnsanlığa saygı, sevgi ve hürmet adabını çocukluğumda, babam ve annemin eğitimine ek olarak Akyil ailesinde fazlasıyla gördüm ve kendime benimsedim.

İyi ki varsın Ali Akyil, terörün estiği bu günlerde, popülizmin cirit attığı, ırkçılığın her geçen gün azabildiği, çirkin siyasetlerin panzehri oldun, ayaz geceleri aydınlattın. Yılbaşı gecesi İstanbul katliamında Kerim’ini kaybetsen de yarınlarımız, çocuklarımızın buralardaki geleceği için, sevgi, şefkat, adil insanlık dersi verdiğin için sana ne kadar teşekkür etsek azdır… İyi ki varsın Ali Akyil…

Yorumlara kapalıdır.